27 Mart 2013 Çarşamba

Her şey zıddıyla kaimdir

Şeytana da bazen bir avukat lazım! Bugüne kadar aba altından sopa gösterip şimdilerde herkese barış çiçekleri uzatanlar öyle aba altından falan değil doğrudan gösterilen sopa karşısında ne diyeceklerini şaşırdılar. Bu hafta sonu MHP'nin Bursa mitinginde kalabalık "Öl de ölelim, vur de vuralım!" diye slogan atınca MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de "Merak etmeyin. Onun da zamanı gelecektir!" dedi ve yine vurun abalıya dönemi başladı. Oysa her şey zıddıyla kaimdir! Kürt milliyetçiliği yoksa Türk milliyetçiği de olmaz. Biri ben buyum derse diğeri de ben de şuyum diyerek ortaya çıkar. "Çekilin ama silahları bırakmayın" buyuran cani mektubu ortadayken Sayın Bahçeli'yi ya da bir ülküye inanmış kişileri eleştirmek ne kadar doğru olabilir ki?

Baştan söyleyeyim; Sayın Bahçeli neyi kast etti bilmiyorum (Aslında biliyorum da ona yakıştıramıyorum.) Ama benim anladığım kadarı ile çok da yanlış bir şey söylemiş durumda değil. Neden mi? Nedenini söylemeden önce bir tespit daha yapmak lazım. Sayın Bahçeli, "Merak etmeyin. Onun da zamanı gelecektir!" demek yerine "İnşallah hiçbir zaman ihtiyaç olmaz!" deseydi daha güzel olurdu. Daha şık olurdu. Nedeni ise çok basit; geçmişinden ders almayan milletler yok olmaya mahkumdur. Her şey zıddıyla kaimdir!

25 Mart 2013 Pazartesi

Şiddet

Bildiğin gibi son dört senedir sosyolojiye ilgi duyuyorum. Bu nedenle bir çok araştırma, makale ve kitap okuyorum. Belki de popüler bir konu olduğu için en çok karşıma çıkan ve ilgimi çeken konu da kadın - erkek ayrımcılığı ve kadına karşı, aile içi şiddet konuları oluyor. Ama bir o kadar ilginçtir ki ne üniversite hocalarının yazdıklarında ne DPT gibi ciddi bir devlet kurumunun yazdıklarında ne de herhangi bir siyasetçinin söyleminde -istisnalar var elbette- sorunun doğru tespiti ve çözümüne yönelik bir şey göremedim.

Bir kere sorun şiddet uygulanan da değil uygulayanda. Hemen hiç kimse konuya buradan yaklaşmamış. Kadını daha iyi eğitirsek, kadına daha fazla çalışma imkanı verirsek, kadın daha fazla para kazanırsa şeklinde şiddeti önlemeye yönelik söylemler. İyi de bu bir tedavi değil ki sadece ağrı kesici. Dışarı doğru itilen kadını şiddetten uzaklaştırma denemelerinden başka bir şey değil. Bu şiddet uygulayan kişinin tavrında bir değişikliğe yol açıyor mu? Araştırmalar gösteriyor ki; hayır! Her eğitim ve gelir düzeyinden kişiler hem şiddete maruz kalabiliyor hem de şiddet uygulayabiliyor. Bu memlekette profesör iki eşten biri diğerinin kafasına kavanozda biriktirdiği dışkıyı attı. Daha ötesi var mı?

Kadını eve hapsedelim demiyorum. Aklı başında hiç kimse de diyemez zaten. Ama kadını dışarıya iterek de bu sorun çözülmüyor. Bunu da görmek lazım. Yine espiri konusu gibi algılanacak olsa da her şeyin başı eğitim ve bu eğitimin en önemli ayağı da ev. Feminist tayfanın gözleri dönerdi bunları okusa muhtemelen; ama bir kadının anne olduktan sonraki en önemli ve hayati "işi" çocuğunu iyi yetiştirmektir. Buradan erkek dışarıda çalışsın, baba olmak bu demektir şeklinde anlam çıkartacak kişi zaten şiddete meyillidir! Lütfen burada bıraksın okumayı.

18 Mart 2013 Pazartesi

Ölüm kokan kız

Beni başkalarının ne için yaşayabileceği etkilemez
Ya da bir erkeğin istemeyerek gittiği ölüm
Beni etkileyen sen,
Ölüm kokan kız
Bana ne için öldüğünden bahset

Lüks mağaza vitrinlerinden taşmış
Ölü hayvan kokan aksesuarları beni etkilemez
Bana ne için ölebileceklerinden bahset
Ölüm kokan kız
Bana bazı yaşamların acılarından, eksikliklerinden bahset

Gözlerinin canlı mavisi, yeşili
Elası, kahvesi ya da siyahı
Hiç biri beni ilgilendirmez ve de etkilemez
Ölüm kokan kız
Bana bazı gözlerdeki yaşamın öldüren sertliğinden bahset

Saçlarının sarısı, kızılı, kahvesi
Kıvrımları ya da ipeksi yumuşaklığı
Bunlar senin de olsa beni etkilemez
Ölüm kokan kız
Bana bir buldozeri alt eden merhametinden bahset

Beni nerede doğduğun
Nereden geldiğin ya da ırkın
Dininin ne olduğu etkilemez
Ölüm kokan kız
Bana içindeki o masumiyetten bahset

Başkalarının ne düşündüğü beni etkilemez
Ölüm nasıl, nerede ve ne için geldiyse
Seninki gibi olursa, güzel kokar mutlaka
Ölüm kokan kız
Bana herkesin görmesi ve bilmesini istediğim şeylerden bahset

Rachel Corrie
Rachel Corrie
Ölüm kokan kız
Bana sende yeniden gördüğüm geçmişimden
Bana en çok seni sen yapan senden bahset
Bahset ki hatırlayayım
Bahset ki unutmayayım
Bahset ki içimde kıpırdasın yeniden bir şeyler
Ölüm kokan kız
Bana en çok kendinden bahset

14 Mart 2013 Perşembe

Güzel. Çirkin. Sıradan.

Sabah işe, akşam eve giderken bakıyorum etrafıma. Evde de iş yerimde de aynı şekilde...

Bazen diyorum ki, "Ne güzel insanlar var." Sonra onlardan da güzelini karşılaşıyorum hayatıma uzaktan el sallayan... "Daha güzeli olabilir mi?" dediğim anda metro istasyonunun yürümesi gereken ama genelde insanlar da onun akışına uymuşken duruveren merdivenleri başımı okuduğum şeyden kaldırmama neden oluyor. "Böyle bir güzellik de varmış, olabilirmiş." diyorum o an. En güzeli mi? Belki bir gün!

Aynı ortamlarda aynı göz farklı farklı çirkinleri de görüyor. Yine kendimi şaşırtacak sorular sorup, cevapları peşin olarak alıyorum; hep daha çirkini çıkabiliyor karşıma. Rahat yolculuk yaptırması gereken metrodan devşirilmiş otobüs duraklarında öyle biri çıkıyor ki karşıma; daha çirkinin daha da çirkini... En çirkini mi? İnşallah hiçbir zaman!

Bir de sıradanlar var! Vasatlar; orta yolu tutmaktan çok, olmasalar da olacakmış gibi yaşayanlar. Kendine hiç olmak, kendisi için hiç olmaktır! Kendine hiç olan başkaları için yine de var olabilir, olmalıdır. Oysa ne kadar çok vasatlaşır, sıradanlaşır olduk hiçlik uğrunda. Ne çok insana ne çok sıradan şey olağan gelmeye başladı. Birçok kimse birçok şeye şaşırmaz oldu. Şaşırıp mutlu olabileceğimiz küçücük şeyler kayboldu. Çirkin şeyler! Çirkinlere şaşırması gereken biz insanoğlunu hayatında ne kadar çok sıradanlaşmış şeye yer verir oldu! Başımızı eğmesi gerekirken, gözlerimizi dikip seyrettiğimiz.

Oysa önemli olan güzel ya da çirkin olmak değil. Daha güzel veya daha çirkin olmak da değil. Ortaya bir fark koyabilmek. Çirkinsen de güzelsen de daha çirkinden ya da daha güzelden farklı bir şey ortaya koyabilmek. Ama sıradanlığa saplanmamak. Sığınmamak. Marjinal olmak değil! Vasat ya da sıradan olmamak.

Canetti Sözcüklerin Bilinci'nin son paragrafında diyor ki:

"Hiçlikte kalmaktan hoşlanabilecek kimseyi hiçliğe itmeyeceksin. Hiçliği yalnızca ondan çıkış yolunu bulmak için arayacak, bu yolu da herkes için işaretleyeceksin. Acı ve çaresizlik içinde kalmakta başkalarını bunlardan nasıl kurtaracağını öğrenmek için direneceksin, yoksa mutluluktan nefret ettiğin için değil; çünkü insanların birbirlerini insanlıktan çıkarmalarına ve parçalamalarına karşın, onların layık olduğu bir şeydir mutluluk."

Bir nedenin olacak. Çirkinsen daha çirkin olman için bir neden! Güzelsen daha güzel olman için bir neden! Ama asla sıradan ve vasat olmak için nedenler üretmeyeceksin! Bunun basit bir adı mı vardı? Diğerkâmlık diyordu sanırım eskiler. Güzel ya da çirkin ol! Fark etmez. Görünür ol başkası için, önemli olan bu. Sırf kendini düşündüğün için görünmez olacağına başkası görsün diye çirkin ol! Çirkin dur! Çirkin görün! Keşke hepimiz güzel olabilsek! Ama çirkinin olmadığı yerde güzel de yok ki! Yeter ki sıradan olma!

Şu üç beş kelimenin bir yerinde sen de tene indirgedin mi güzel, çirkin ve sıradanı?

Bak yol üzerinde bir taş var! Yanından yürüyüp geçen onca insana rağmen eğil, o taşı al ve kenara koy.

8 Mart 2013 Cuma

...İleride bileceksiniz! (En'âm Sûresi 36. ve 67. Ayet)

En'âm Sûresi 36. Ayet:

(Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi ona döndürülürler.

En'âm Sûresi 67. Ayet:

Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. İleride bileceksiniz.

5 Mart 2013 Salı

Ak Koyun Kara Koyun

Buruşturulmuş kapkara bir kağıttır yalnzılık
Üzerine ancak gümüş ya da altın yaldızlı kalemlerle yazılabilen

Karanlık ve durgun bir su gibidir yalnızlık
Onu dalgalandıracak olan güneş ve ayın güçlü ışığına muhtaç

Benim yalnızlığım karanlık ve soğuk bir çağrıdır ancak sana
Sen güneş ve ay gibi gündüz ve geceme doğduğunda aydınlanıp, ısınacak

Benim yalnızlığım özellikle karartılmış ve buruşturulmuş bir kağıttır sana
Sen yaldızlı ışığınla gelip doldurduğunda okunabilecek ancak

1 Mart 2013 Cuma

Aidiyet

Dostum,

Genel bir aidiyet problemi yaşıyorum. Bir orta yol tutturmaya çalıştığımda ne bir tarafa ne de öteki tarafa yaranabiliyorum. Oysa orta yolun en iyisi olduğu öğretildi bana. Fakat ben taraf olmayarak bertaraf oluyorum!

Mesela bilişim sektöründe çalıştığım için tüm gün bilgisayar karşısındayım. Hal böyle olunca akşamları ve hafta sonları hem bilgisayar hem de internet denen tek dişi kalmış mecradan mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyorum. Bu biraz da internetin etrafımdaki kullanım amacını sevmememden kaynaklanıyor. Sonuç? Bilişim camiasına ait değilmiş görüntüsü oluşması. İş ile ilgili diğer bir örnek ise herkes yazılım ve donanımlara önem verirken, benim 2013 yılında hala ve illa insan yine insan diyor olmam. Malum böyle deyince de bilişim camiası dışında kalıyorsunuz. Ne de olsa artık her şey anlık teknoloji, sosyal medya üzerinden yürüyor. Oysa insan yoksa hiçbiri yok!..

Peki ya günlük hayat? Orada da çok farklı değil. Bir denge kurayım hem eve hem de kendime biraz vakit ayırayım dediğim zaman; evdekiler için dışarıda çok vakit geçiriyor, dışarıdakiler için evden hiç çıkmıyor gibi oluyorum. Hoş şu sıralar evden de pek çıktığım yok! Alkol almadığım için ya da -bana göre gereğinden çok az ama başkalarına göre gereğinden fazla- kitap okuduğum için asosyal olmam ise tamamen ayrı bir tartışma konusu... Bu ne yaman çelişki anne!

İşe gidip gelirken bile aynı mevzu. "Araba kullanıp hem kendime hem de gerçekten araba ile yolculuk yapmak zorunda olanlara eziyet etmeyeyim, İstanbul'un trafiği ben olmasam da çekilmez." diyorum. Arabayla gezenler için pinti, otobüslerde "birbirimize fort yapmayalım ne gerek var şimdi, bir sonrakine binseniz olmaz mı?" dediğim kadın için sosyete oluyorum. Bu ne yaman çelişki anne!

İki kelam haktan bahsettim mi dinci oluveriyorum. Yani din satıyor ve alıyorum (Allah muhafaza etsin.) Siyasi bir kararı savunmaya görün hemen hükumet şakşakçısı ilan ediliyorsunuz. Allah korusun, bir kararı eleştirmek daha da tehlikeli; vatana ihanetle yargılanma, ergenekoncu olma tehlikesi var. Ha bir de 2013 yılında teröriste saygıyla bakmıyorsanız insan haklarından anlamayan kaba saba biri, hatta vatan haini, ilan ediliyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın kimsenin ölmesi hoşuma gitmiyor. Ama bugüne kadar ölenlerin de biraz değeri olması gerekmez mi? Bu da ne yaman çelişki anne!

İnsan hakları tartışmalarımızın göbeğinde hep içeridekiler var! Oysa esas o hakka ihtiyacı olanlar dışarıdakiler değil mi? Ama yemeği, tuvaleti, havalandırması, yatak ve oda boyu tartışılan yine içeridekiler. Şu sıralar kendimi işime, aileme, arkadaşlarıma, yaşadığım şehre,köklerimin olduğu şehre, ülkeme ve hatta bu geçici dünyaya bile yabancı hissediyorum. Yabancılaşıyorum etrafımdaki her şeye...

Kendimi herkese, her şeye değilse bile birçok kişi ve şeye yabancı ve uzak hissediyorum. Ben mi onları dışlıyorum onlar mı beni gerçekten anlamıyorum. Yanılsamaların en büyüğü olan etrafımdaki duvar neyi sağlıyor? Kim gerçekte nerede duruyor? Bir bağ, bağlılık ve aidiyet istiyorum yeniden, tutkuyla sarılabileceğim!
Yanılsama / 2009 -2013