28 Mart 2014 Cuma

Vatan hainisin!

Birincisi, internet sitelerinin Türkiye’den erişime kapatılması düpedüz ahmaklıktır. Yaptığımızın tehlike karşısında kafamızı kuma gömmekten hiçbir farkı yok.

Açık açık yazayım; internete düşen hiçbir video ya da ses kaydını dinlemedim. Bazılarını haberlerin içeriğinden biliyorum. Dolayısıyla bugüne kadar hiçbiri hakkında da yorum yapmadım. Doğru veya yanlış, özel hayat veya değil, içeriği pis veya temiz, montaj veya değil hiç fark etmez. Biri para çalmış, diğeri dine hakaret etmiş, bir diğeri eşini aldatmış! Ben tek bir şeye takıldım: bu dinlemeleri yapmış olanlar ya da yayınlayanlar neyin peşinde? Bunların yayılmasına hizmet etmekle ne yapmış olurum?

Vatan haini kelimesinin öyle ucuz kullanılmasına karşıyımdır. Bunu defalarca ifade etmişimdir. Bu günlükte de aratırsanız yüzlerce yazıdan sadece aşağıdaki şu beş yazı karşınıza çıkar.

http://www.erkansen.com/2010/07/vatansever-mi-vatan-haini-mi.html
http://www.erkansen.com/2010/12/sen-ne-anlarsn-ogrencilikten.html
http://www.erkansen.com/2011/03/vatan-haini.html
http://www.erkansen.com/2013/03/aidiyet.html
http://www.erkansen.com/2013/06/nasl-iktidar-olunur-ya-da-iktidarda.html

Hiçbirinde öyle ucuzdan vatan haini yakıştırması yoktur. Başbakan'ın oğluyla, bir bakanın eski arkadaşıyla, bir başkasının bir iş adamıyla olan konuşmalarının tamamının yasal dinlemeler, yasal değilse bile "güzel" dinlemeler olduğunu söyleyebilir ve savunabilirsiniz. Hırsızları suçüstü yakaladığınıza da sevinebilirsiniz. Geçmişte Deniz Baykal'ı koltuğundan eden videoyu da alkışlayabilirsiniziz! Bırakın bunları, MİT müsteşarı ve elemanlarının üçüncü bir ülkede terörist başlarıyla olan görüşmelerinin hesabını dahi sorabilirsiniz. Hatta hesabı sorulmuyor diye kızıp, öfkelenebilirsiniz. (Hiçbir şekilde sokaklara dökülmenin bir mantığı olduğunu düşünmüyorum.) Hatta yasal veya değil bu konuşmalardan hareketle bugün izin verilmese de iktidar değiştiğinde hepsini çıkartıp yargı önünde hesap sorabilirsiniz.

Ancak! İş sadece 4 üst düzey devlet görevlisinin katıldığı bir toplantıyı dinlemeye gelince orada bir duracaksınız. Eğer bu görüşme içlerinden biri tarafından kayıt altına alındı ve internet üzerinden servis edildiyse o kişi şüphesiz vatan hainidir. Yok bu bir başka kişi tarafından kayıt altına alındı ve servis edildiyse bu bir casusluk faaliyetidir ve bunu yapan, bu ülke vatandaşı olduğunu iddia ediyorsa yine vatan hainidir.

Hadi onlar vatan haini! Peki buna hizmet eden, ellerini ovuşturarak, yüzlerinde pis bir gülümseme ile televizyonlarda, cikcik ve benzeri yerlerde bunları yayınlayanlara ne sıfat biçeceğiz? Var mı onlar için de bilinen bir kelime?

Hadi hepsine eyvallah! Yahu arkadaşım bugün “kaset” ile alaşağı ettiğin iktidar gidecek, yerine sen geleceksin de senin güvencen ne olacak bir başka “kaset” furyasında götürülmeyeceğine dair? Yok eğer bu işleri sen yapıyorsan da ona güveniyorsan bunu nereye koyacağız?

Bu işlerin başlangıcı Deniz Baykal olayına kadar gidiyor. Hatta belki daha da geriye... Denzi Baykal olayındaki tavrım da gayet netti.

http://www.erkansen.com/2010/05/siyaset.html
http://www.erkansen.com/2010/05/tehlikenin-farknda-msnz.html

İşin içinde bir iş olduğunu anlamak için süper zeki olmak gerekmiyordu. “Kaset” kullanımına karşı olan kişi böyle bir işten sonra o koltuğa oturmazdı. Ancak muhtemelen Kemal Kılıçdaroğlu’na ait kasetler de vardır. Yani O’na da otur demişlerdir oturmuştur. Şimdi “Tehlikenin farkında mısınız?” Deniz Baykal’ı koltuğundan kaldıran güç, belki Başbakan’ı da koltuğundan kaldırabilir! Peki, yeni gelen o koltukta kendi iradesi ile oturabilir mi? Cevabınız evet ise buyurun tüm “ceylan derisi” koltuklar sizin olsun!

25 Mart 2014 Salı

Durun siz kardeşsiniz!

Eski ama kötü bir Türk filminde gibiyiz. Aslında eski filmleri severim; komedileri de dramları da hayatın içindendir. Bazen basmakalıp şeylere saplansalar da eğlendirirler ve hatta eğlendirirken düşündürürler...

“Durun siz kardeşsiniz!” Sinemamızda çok yoğun kullanılan bir basmakalıptır. Biri evlilik merasimlerinde, diğeri ise kardeş kavgası esnasında... Biz son dönemde ikisinde de doğru zamanı yakalayamadık. Kardeşleri birbirleriyle uygun olmayan bir “izdivaç” yaptılar. “Durun siz kardeşsiniz!” çıkışı doğru zamanda gelmedi... Sonra bu kardeşler birbirlerine düştüler. Onca zaman o iç çamaşırlarıyla nasıl gezmişler bilmiyorum. Ama o kadar kötü kokular yayıldı ki etrafa, memlekette yerinden oynamadık taş kalmadı. Yine kimse çıkıp “Durun siz kardeşsiniz” demedi. En azından doğru zamanda...

Yalan olmasın şimdi. Bazıları çıkıp kardeşleri barıştırmaya, sakinleştirmeye çalıştı. Fakat ok yaydan çıkmıştı bir kere... Şimdi ortalık toz duman. Hakaretler, beddualar, kasetler, konuşma kayıtları ortalarda uçuşuyor. Eğer söylenenler doğruysa yakında baya “janjanlı” videolar da çıkacakmış. Sinema sektörü zaten darboğazdaydı. Neyse ki yetiştiler de ülkede konuşacak mevzu çıktı!

İşin buraya kadar olan kısmı –tıraji-komik yanıydı. Kardeşte olsalar birbirlerini yiyebilirler! Umurumda olmaz! Herkes döksün eteğindeki taşları... Sonra herkes kendi hesabını kendisi verecek nasıl olsa. Ancak bizler sakin olmalıyız. Bize bizden başka “Durun siz kardeşsiniz!” diyecek kimse yok. Hz. Adem’i, Hz. Nuh’u hatırlayan var mı?

Liberallerin bir sözü var: “Bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler, bırakınız geçsinler.” Bize bulaşmasınlar. Bizi kavgalarına dahil etmesinler yeter. Çekilin kalabalık kitleler, iki gurubun arkasından da bakalım sesleri bugünkü kadar gür çıkıyor mu? Etrafınızdakileri, arkadaşlarınızı, eşlerinizi, dostlarınızı ve akrabalarınızı bu üç kuruşluk menfaat dünyası için kırmayın. Doğru bildiğinizi savunmaktan beri durmayın. Ama kırıcı da olmayın. Hoşgörü insanı olmak kimsenin tekelinde değil! Unutmayın!..

Şimdi sen san sanıyorsun ki sözüm yalnızca iki guruba... Hayır! Sözüm sana da beni öteki gibi gören kardeşim! Sana da!..

Yalnız, bendeki bu “fil” hafızası kimsenin yaptığını da unutacak değil!

21 Mart 2014 Cuma

Ne oldu?

Neyi başardık yine? Ne oldu? Hayatlarımızdan ne eksildi ya da ne katıldı?

Bir sosyal paylaşım sitesini yasakladılar. Mahkeme kararları varmış ve bu cikcik sitesi bunları dikkate almıyormuş! Evet, adaletini herkesin kendisinin sağladığı devirlere geri dönmeyelim! Kendisine hakaret edilen kişi, kurum hakkını arayabilsin. Ama bu bir sistemi komple kapatarak sağlanabilir mi? İşin burası ayrı bir yerde dursun!

Kapatmayı deniyorsunuz da başarılı olabiliyor musunuz? Hayır! Kapattığınız sitelere onlarca farklı yöntem ile erişilebiliyor. O zaman da gülünç duruma düşüyorsunuz. Bu da dursun bir köşede...

“Kökünü kazıyacağım” diyen adam bizzat kendisi kullanmasa dahi sosyal medya danışmanları olan bir adam! Hatta birçok mesajını oradan yayınlamaya da devam ediyor. Bu ne yaman çelişkiyse artık...

Ayrıca kafası çalışmayan insanları sokağa dökmek ve içerideki vatan hainlerine kendi ülkelerini tüm dünyaya şikayet edebilmeleri için fırsat vermiş oluyorsunuz. Yani siz de bir nevi provokatör oluyorsunuz.

Bir çift lafım da sokağa dökülmeye hazır kitleye olsun; Sokağa dökülen Ukrayna, Mısır, Suriye, Libya halkının eline ne geçti? Mısır güzel örneklerden biri... Sivil iktidarı devirmek gayet kolaydı. Çıkıldı sokaklara yurt dışı destek ve askerinde müsaadesi ile yönetim devrildi. Peki şimdi ne olacak? Memnun kalmayan halk devirsin darbeciyi de görelim! Ya Ukrayna örneği ne olacak? Ülkeleri bölünsün diye mi sokaklara döküldü kitleler? Suriye’deki çocukların günahını kim üstlenecek?

Sonuçları itibariyle kendinize, toplumunuza, ülkenize ve hatta üzerinde yaşamaya çalıştığımız şu dünyaya faydası olmayacak hareketlerden kaçınmak lazım. Başlangıçta menfaatlerimizi koruyor gibi gözüksek dahi sonuçları çok farklı yerlere çıkabilir!..

-----
Kamufle'nin sözlerine özellikle dikkat...

http://youtu.be/2WkWhsuZp4I


13 Mart 2014 Perşembe

Bir çocuk öldü diyorlar

Duydunuz mu? Bir çocuk öldü diyorlar.

Daha nicesi ölsün diye sokaklara dökülüyor, sağı solu taşlıyorlar.

Bir semtte sokaklar "militanlar" tarafından kesilmiş. Diğer semtte ilkine giremeyen polis kesmiş girişleri. Baksan ikisi ayrı memleket... Çocuklar ölmesin diye sokakta olan adam, biliyorum ki evinde canından kanından olanı dövüyor, hem de öldüresiye...

Bir polis adliye "sarayı"nn içinde şehit ediliyor. Hem de korumaya çalıştığı bir kadın ile birlikte. Öldüren? Kanından canından, öz mü öz oğlu!..

Çocuk hatalı işlerin içindeydi! Öyle diyor bazıları... Ne fark eder? Etmez!

Çocuk ekmek almaya gidiyordu. Birileri de öyle diyor!.. Ne fark eder? Etmez!

Öldü ya istediğiniz gibi sokaklara sürdüğünüz bir genç daha... Yapışın sıkı sıkı, sömürmeye devam edin. Polise, esnafa taş atın. Banka şubelerini yakın! Otel yakanlardan bir farkınız olmasın! Köy basanlardan da!..

Sen polis! Sen de bol bol su sık. Biber gazı at! Ne de olsa sokaklara dökülenlerin provakasyonları yeterli gelmiyor!

Duydunuz mu? Sağır sultan körler ülkesinde iktidarı yakalamış!

İktidarınız da muhalefetiniz de sizin olsun!..

Not: Dün bunu yazıp devam ettirmemiş ve yayınlamamıştım. Herkes ölümden bir şeyler devşirme peşindeydi. Sonra haber geldi. Biri 30 yaşında gencecik bir polis, biri 22 yaşında daha gençliğine başlamamış bir sivil daha öldü! Bir itfaiye eri ölesiye dövüldü. Onlarca gaz bombası, onlarca taş ve havaiyi fişek atıldı. Günün sonunda olan yine iki gence oldu. Kimi "sizden" kimi "bizden"...

11 Mart 2014 Salı

Te-miz-len-dik

Ne oldu?

Dün gece hep beraber temizlendik!

Ne iyi oldu!

Tüm Ergenekon, Balyoz v.b. sanıklarını salalım hadi...

İnsanları kesenleri, hayvanlara işkence edenleri de...

Kadın katillerini dışarı salmak için 8 Marttan daha güzel bir gün olabilir mi?!

Zaten cemaat de yargıyı ele geçirmiş! Aslında bu davaların temeli zayıfmış.

Gerçekten de zayıftı. Bir zihniyeti mahkeme salonlarında yargılayamazsınız. Hele sırf düşünceleri itibariyle tutuklayamaz, içeride tutamazsınız. Bunu bugün değil dün de söylüyordum. O zihniyeti size her türlü eziyeti reva görür. O ayrı!..

Tamam. Davalarda kusur vardı.

Tamam. Bazı masum insanlar gereksiz yere suçlandı. Kumpaslar kuruldu.

Tamam. Dediğiniz gibi cemaat yargıyı ele geçirdi ve bırakmıyor!

Bir ülkenin genelkurmay başkanı terör örgütü yöneticiliğiyle suçlanamaz(dı).

Hepsine tamam!

Tamam da... Arkadaş onca asker niye öldü? Baskınlar! Baskınlara sessiz kalanlar kimlerdi? Neredeler? Tuvalet borusunda farksız lav silahlarımız nerede? Nerede başbakanlara söven komutanlar? Yargı ve basın mensuplarına seminer düzenleyen paşalar nerede?

Ya yollara mayın döşeyenler?

Dün sizin için tüm ordu kötüydü!
Bir başkası için Ak Parti...
Bir diğeri için cemaat...

Köşe kapmacaya çevirdiniz işi... Herkes şimdi bir başkasının yanında. Dün cemaate demediğini bırakmaya umarsızca savunuyor. Dün neredeyse cemaat benim diyen hayasızca saydırıyor! Bu kadar çabuk saf değiştirmek hiç doğal değil!

Olgun ve doğru düşünceler rüzgar gülleri gibi yön değiştirmez! Bir ağırlıkları vardır. Bazılarının rüzgar gülü kadar ağırlığı dahi yok!

Uzunca bir zamandır tanıdıklarıma fazla böbürlenmeyin diyordum. Bugün yelkenlerinizi dolduran rüzgarın yönü bir anda değişiverir. Sonra dımdızlak ortada kalıverirsiniz.

İşte temizleniyoruz! Ülke bir kez daha safralarından kurtuluyor!

Dünü özleyenler el kaldırsın...

Siz içeriden yeni çıkanlar hoş geldiniz! Kimseye kızgın ya da kin dolu değilmişsiniz!

Ne diyelim? Bekleyelim ve görelim!..