28 Kasım 2013 Perşembe

Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var!

Bu ünlü deyişi alıp aklımızın bir kenarına yerleştirelim. Karşımıza çıkan her fırsatta da ilk hatırlanacaklar listesine yazalım.

Hükûmetin aşırı güçlenmesine yönelik eleştirilerimi ve endişelerimi de desteklediğim politika ve uygulamalarını da burada çokça yazdım. Cemaat önderi olarak gördüğüm Gülen'in bazı görüşlerini de burada birkaç kez eleştirmiştim. Özellikle Filistin ve Mavi Marmara konusundaki açıklamaları ile İsrail'i savunan düşüncelerinin hiçbirine katılmadığımı hatta telin ettiğimi de belirtmiştim. Bunları aşağıdakileri okumadan önce göz önünde bulundurun.

Malumunuzdur çokça okudum (28 yıl.) Çokça çalıştım (17 yıl.) Hala bir arpa boyu yol gidemediğimi düşünüyorum. Burada daha önce değinmiştim; 27 yaşıma kadar yaptıklarımın, çalıştığım iş kolunun en iyilerinden, tanınmışlarından biri olmak gibi bir hedefim vardı. Şükür ki bu hedefleri ıskaladım. Ancak bu ıskalama çok önemli ve değerli olduğunu düşündüğüm bir anlayışı da beraberinde getirdi: haddini bilmek! Bunu okumaya devam ettiğinizde daha da iyi anlıyorsunuz. Okuduklarınızın yanında okuyamadıklarınızın çokluğu sizi büyüklüğü ile ezer. Bunu anlamak için büyükçe bir kütüphaneye gidin ve ortada durup kendi etrafınızda bir tam tur dönün. Muhtemelen binde birini dahi okumamışsınızdır. Milyonlarca eser barındıran kütüphaneler var. Matematik moda ya bugünlerde; 1.000.000 (Yazıyla: Bir Milyon) eser kayıtlı olan bir kütüphanedeki kitapların binde birini okumuş olmanız için en az 1.000 (Yazıyla: Bin) tanesini okumuş olmanız gerekir. Aldanmayın milyonlarca dediğimde birden çooook fazla olduğunu kastetmiş oluyorum! Sayıdan da önemlisi ne okuduğunuz ya neyse...

Şimdi hiç uzatmadan, kısa ve öz olarak bir kez daha görüşümü yineleyeyim: Gençlerimizin gençliklerini ve ailelerinin maddiyatını sömüren dershane mantığının yıkılmasını istiyorum. Evet bu zihniyetin "yıkılmasını" istiyorum! Neden mi? Çok basit; nasıl çok güçlenen iktidara buradan defalarca karşı çıktıysam, çok güçlenen ister cemaat ister tarikat olsun yine karşı çıkarım da ondan. Buradan gelen parayla çok faydalı hizmetleri yerine getirdiklerini söylemeleri de beni bağlamaz. Benim yıkılmasını istediğim şey; gençlerimizin çalınan gençliklerine değer verilmemesi, eğitim sistemimizin (üniversiteler dahil) üretken ve hayal kurabilen bireyler yetiştirememesiyle ilgili. Elindeki gücü kaybetmemek uğruna bas bas bağıran bir mantığı ne olursa olsun destekleyemem! (Meseleyi önce PKK isteğine, sonra asker tebliğine bağlayan yaklaşım tarzı bunun en güzel örneği...)

Futboldan da bir örnek vereyim hadi. İyi oynayan bir takımı seyretmek zevklidir. Ama karşısındaki Galatasaray'a 6 gol atmış, yetmemiş rövanşta bir 4 daha atmış Real Madrid'ten hiç hoşlanmam. İyi oyunuyla galibiyeti hak etmiş dahi olsa... Elinde olan güçle karşısındakini ezen zihniyeti desteklemem mümkün değil! Ezik psikolojisi işte, hep ezilenin yanında olmayı tercih ediyorum. Evet, ezilen benim dinimden ya da milletimden olmasa da fark etmez. Hele ezenin benim milletim ya da dinimden olmasını asla kabul etmem.

Geçen sene Gazeticiler ve Yazarlar Vakfı'nın (Hizmet'in resmi organı da diyebiliriz) bir açıklaması üzerine Hizmet ve AK Parti başlıklı bir yazı yazmış ve sonlarına doğru "En basitinden "Hizmet nedir?" sorusunun cevabını alabileceğimiz ve belki 5 ya da 10 sene sonra "bunu diyordunuz ama bakın şimdi ne oldu?" diyebileceğimiz bir metne 10 dakikanızı ayırıp okuyun." demiştim. 5 - 10 sene gibi uzun bir süre vermiş olmama rağmen üzerinden daha 1 sene geçmeden geldiğimiz şu nokta herhangi birimizi hoşnut ediyor mu? Hali hazırda, görüşlerine değer verdiklerini söyledikleri önderlerini bile dinlemiyorlar.

Şu an ülkede maddi çıkarı olan herkes cemaat"çi" ve bu cemaatte kendilerinin çok güçlendiği sanrısını oluşturuyor. Bu nedenle bir kez daha hatırlatmak istiyorum: "Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var!"

Bir de şunları okuyalım:

"Andolsun, size yeryüzünde imkan ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkanları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz!" 7. Sure (A'râf Suresi), 10. Ayet

"Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen)yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir." 7. Sure (A'râf Suresi), 146. Ayet

"Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik." 10. Sure (Yûnus Suresi), 14. Ayet

"Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah'a aittir." 22. Sure (Hac Suresi), 41. Ayet

"Rahmân'ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, "selâm!" der (geçer)ler." 25. Sure (Furkân Suresi), 63. Ayet

"İşte ahiret yurdu. Biz onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır." 28. Sure (Kasas Suresi), 83. Ayet

"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez." 31. Sure (Lokmân Suresi), 18. Ayet

"Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, "Bizden daha güçlü kim var?" demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı." 41. Sure (Fussilet Suresi), 15. Ayet

"İnkâr edenler ateşe sunuldukları gün, (onlara şöyle denir:) "Dünyadaki hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı, alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız." " 46. Sure (Ahkâf Suresi), 20. Ayet

... ve daha nicelerini, okuyup anlayanlar için.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Şizofren

Özel biriyim ben, seçilmişlerden biri
Herkesin sadece bir gerçekliği varken
Benim en az iki seçeneğim var aynı anda
Evet, bir şizofrenim ben
Kafamın içinde binlerce ses
Her biri ayrı tonda ayrı kişiliklerde
İki gerçeklik var dünyamda
Biri gerçek gerçeklik olmalı
Çünkü sen varsın yanımda
Diğeri ikinci gerçeklik
Bunda sonu aynı hep hikâyemin
Sadece şekli değişiyor ölümümün
Kafamın içinde binlerce ses
Ama görüşleri aynı hepsinin
Bir kötü yanı var bu durumun
Hepsi aynı anda bağırıyor
Kafamın içinde yankı yankı
İşte O işte, koş peşinden
Bırakma onu, öleceksin yoksa
Yanacaksın soğuktan, donacaksın ateşten
Hep bir ağızdan bağırıyorlar içeriden
Bırakma onu, öleceksin yoksa
Evet, bir şizofrenim ben
Ama tek bir görüş yankılanıyor kafamda
Haykırıyorlar hep bir ağızdan
Bırakma onu, öleceksin yoksa
Evet, bir şizofrenim ben

16 Kasım 2009, İstanbul

17 Kasım 2013 Pazar

Eğitim

Ne terör ne de dün Diyarbakır’da yaşananlar, ne AB ne de ABD ile ilişkilerimiz. Bu ülkenin kendi sınırları içinde de dışında da en büyük problemi eğitimdir. Yaşadığımız tüm sorunların temelinde de öncesinde de sonrasında da eğitim sistemimizdeki bozukluk ve aksaklıklar vardır. Yani bu en temel sorunumuzu halletmeden hiçbir şeyi düzeltemeyiz. Bu sorun öyle cumhuriyet dönemi ile ilişkilendirilebilecek kadar kısa bir tarihe sahip değildir. Kökleri Osmanlı’nın çöküşünü hazırlayan hatalara kadar uzanır. Ama bu konulara tek tek değinecek ya da hepsine çözüm önerecek kadar derin bilgiye sahip değilim. Bir tek konu var gündemimde şu an; dershaneler.

Cemaatin/hizmetin başını çektiği bir gurup şiddetle karşı çıkıyor dershanelerin dönüştürülmesine, dönüşmeyenlerin kapatılmasına. İşin ilginç yanı bu savaşta düşman kardeşler birlik olmuş durumda. Hürriyet, Zaman gazetesinin en büyük destekçisi oldu. Cemaatin yayın organları bir haftadır hükümete etmedik laf bırakmadı. Bunların hepsini Allah’a havale ediyorum. Hiç birini burada anmayacağım.
Şimdi internette bir resim dolaşıyor dershanelerin neden kapanmaması gerektiğine dair kıyaslamalar var!


Baştan başlayarak cevaplayayım:

1. Dershanelerin bedeli Anadolu’da 1.500-2000, büyükşehirlerde 3.000-4.000 TL. Orta halli bir kolejin fiyatı ise büyükşehirlerde 12-30 bin TL arası.

Bir kere sadece büyükşehirlerdeki kolejlerin rakamlarını alarak adaletsiz bir kıyaslama yapılıyor burada. Evet, bu durumda dahi aradaki fark 3 – 8 kat gibi büyük… Ancak madem amaç para kazanmak değil, ihtiyaç sahiplerini bu okullarda burslu okutabilirsiniz. Beğenmediğiniz taslağı iyileştirmek adına bir takım öneriler sunabilirsiniz. Örneğim bir öğrencinin devlete maliyeti de yıllık 5.000 TL ise bunu rahatlıkla destek olarak ödeyebilir. Böylece hem devlet okullarının yükü azalmış olur hem de çift taraflı olarak kalite artmış olur. Ayrıca bu okullar yine burslu öğrenci almaya devam edebilir.

2. Tam tersine dershaneler fırsat eşitliği sağlanıyor. Koleje gidemeyen öğrenciler makul bir ücretle dershaneye giderek aradaki farkı kapatıyor.

Sorunlu bir bakış açısı da bu. O makul ücretle eğitim yapıyor denilen dershaneler bilmem kaçıncı sınıf eğitim veriyorlar. Ayrıca koleje giden öğrencilerin elleri de armut toplamıyor değil mi? Siz birkaç bin liralık eğitim desteğinden bahsederken zenginlerin bu eğitimden hiç faydalanmadığını varsayıyorsunuz. Eğer herkes bu eğitimi alıyorsa bunun eğitim sistemine paralel bir yapı oluşturmadığını iddia etmek tam anlamıyla safdilliktir. Şöyle ki; denildiği gibiyse ve devlet okullarının eğitimi bu kadar kötü ve kolejlerin eğitimi bu kadar iyiyse tüm üniversitelerin kontenjanları kolejli çocuklarla dolardı. Çünkü “süper” kolej eğitimlerinin üstüne bir de o “muhteşem” dershane eğitimlerini alıyorlar. Yani dershaneler ancak çocuklarımızın çalınan gençliklerinde fırsat eşitliği sağlayabilirler!

Bunlardan ayrı olarak şunu düşünelim; tüm dershaneler bir anda kapatılsın ve herkes okullarda aldığı eğitimle sınavlara girsin. Ne olur? Herkes aldığı eğitim kadar başarılı olur öyle değil mi? Bu da bir eşitsizliğe neden olur! Bu sav başından, kökeninden çürük! Çünkü daha iyi okul imkânına kavuşabilenler daha iyi dershane eğitimine de kavuşabilirler. Bu nedenle dershanelerin varlığı hiçbir zaman terazilerin kefesini dengeye sokamaz. En azından bu bakış açısıyla…

Hadi bir öneri daha getirelim. Fırsat eşitliği sağlamak isteyen dershaneler için ücretsiz hizmet vermek koşulu ile açık kalabilsinler. Ne de olsa amaç özellikle doğu ve güneydoğu illerinde adaleti tesis etmek ve oradaki gücü yetmeyen insanların okumalarını, dağa çıkmamalarını sağlamak! Hodri meydan!

3. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı araştırmada 3 bin 10 dershaneden 263’ünün dönüşüme hazır olduğu ortaya çıktı.

Burada da yanlış bilgilerle cevap verilmeye çalışılmış. Basit bir araştırma ile 2011 yılı rakamlarıyla dershane sayısının 4.000’den fazla olduğunu bulabilirlerdi. Hadi diyelim ki rakamlar doğru olsun. Ancak 2009 yılından beri hazırlanmaları için uyarılan, sürekli olarak ertelenen bu işlem artık yapılmalıdır. Tersten başlamak gibi gelebilir. Sınav sistemi dururken dershaneleri kaldırmanın mantığını sorgulayanları bir nebze olsun anlıyorum. Ancak sınavın okulda öğretilenlerden yapılmıyor olması bir garabet. Bunun okullarla ilgisi yok! Dershaneler öğrencilere zekâ ya da hayat bilgisi anlamında hiçbir şey katmıyor. Cemaat dershanelerin biz onlara ahlaklı olmayı ve dinlerini öğretiyoruz savunmasını Allah’a havale ediyorum. Oraya gelen çocukların çoğunun anne – babası kendini size yakın gördüğü için orayı seçiyor. Küçük bir örnek vereyim; benim dershane geciken dershane taksitimi, kefenliği olarak sakladığı bileziğini bozdurarak vermiştir annem. Biraz gecikmesine bile müsamahası olmayanlar utansın!

4. Hâlihazırdaki özel okulların kontenjanlarının yüzde 40’ı boş. Devlet, özel okulları önemsiyorsa neden desteklemiyor?

İşte bu taslakla destek getirmeye çalışıyorlar. Bunu bilip de paylaşmamak tam olarak ikiyüzlülük! Eğer taslakta yoksa bile, cemaat hükümete iddia ettiği kadar yakınsa, terör ya da oy kaybı ile tehdit edeceğine çalışmalarına katkıda bulunsun. Yeni kurulan okullar da üniversiteye girişte başarı vadetsinler. Örneğin; “Sınav sisteminde tecrübeliyiz!” çok iddialı bir slogan olabilir bu okullar için. Milli eğitim müfredatı yanında pekâlâ sınav hazırlığı imkânı sunabilirler. Böylece öğrenciler ve veliler hem okula masraf yapıp hem de dershane ücretini ödemezler. Okullarında kontenjanı boş kalmaz! Aynı zamanda öğrencilerimiz de hayatların en güzel zamanlarını biraz da kendilerine ayırabilirler. Mesela biraz daha fazla kitap okuyabilir, daha fazla film izleyebilir, kendilerini geliştirmek adına ne varsa daha fazla yapabilirler. Hiçbir şey yapmasalar sırf gökyüzünü seyretseler ve hayal kursalar bile daha kârlı olurlar.

5. Şu anda atama bekleyen öğretmen sayısı 250 binden fazla. Bu durumda dershanelerden gelecek 50 binden fazla öğretmene iş bulmak mümkün mü?

Bu konuda da kısmen haklı eleştirenler. Ancak dershanedeki birçok hocanın öğretmenlik mezunu olmadığının hatta bazılarının pedagojik-formasyonları dahi olmadığının farkındalar. Ancak işlerine gelmiyor. Gerçi bu açıdan baktığımızda dershaneler kapansa da kapanmasa da bu kişiler dönüşümden sonra işsiz kalacaklar. Bu açıdan bir çözüm üretilmeli… Bu da işin özünde mesleki ihtiyaçlara göre üniversite kontenjanı açarak halledilmesi gereken bir şey!

Şimdi beni peşin yargılarla yargılayacaklar. Ama şunu baştan söyleyeyim; yurt içinde ve dışındaki eğitim çabalarının tamamını takdir ile karşılıyorum. Ancak özverili bir şekilde o kurumlarda üç beş kuruş paraya çalışan gönül – hizmet erbabı ile burada yumuşak koltuklarından savaş naraları atanları bir kefeye koymamı da kimse beklemesin. Delikanlı gibi çıkın deyin ki bu dershaneler o okulların parası ve tüm dünyadaki hizmet işlerini görüyor. Ama diyemezsiniz çünkü o zaman da himmet toplantıları açığa düşüyor. On binlerce esnafın, iş adamının yaptıkları hemen unutuluyor.  Olmuyor yani dershaneler konusunda neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Bir kere bu şiddette bir saldırı yaparken haklı olma ihtimaliniz hiç yok!

Dershaneleri, ahlaklı ve temiz bir nesil yetiştiren yegâne yerler olarak sunmanızı da ayrıca kınıyorum!
Bir uyarı da dershane karşıtlığım nedeniyle beni hükümet şakşakçılığı ile suçlayacak olanlara gelsin; benim dershane karşıtlığım 1997 yılından kalmadır. Yani kendi dershane yıllarıma dayanır!

Farkındaysanız yine konu eğitim ve öğretim tartışmasından çok başka bir yerden yürütülüyor. Gençlerin yaşam kalitelerinden hiç bahsedilmiyor. 16-17 yaşında bir genç haftanın 7 günü günde neredeyse 18-20 saat hiç durmaksızın hayatını şekillendireceği yanlış zannıyla bir sınav sisteminin çarkları arasında eriyor. Dershane severler de “Biz sistemin açığını kapatıyoruz” safsatasında ısrar ediyorlar. “Olmasaydın olmazdık!” demenin başka bir sürümü…

Son olarak şunu da söyleyeyim; bu ülkenin ve dünyanın eğitimden daha önemli olan sorunu ancak ölümdür. Çünkü ölümün olduğu yerde daha ciddi hiçbir şey konuşulamaz. Örnek mi? Filipinlere bakalım ve biraz silkinip kendimize gelelim...

15 Kasım 2013 Cuma

Olmak ya da olmamak!..

2011 rakamlarına göre sayıları 4.000'i (yazıyla:dört bin), çalışan sayısı 70.000'i (yetmiş bin), müşteri sayıları 1.200.000'i (yazıyla: bir milyon iki yüz bin) geçmiş bir topluluk son nefeslerini verirken çırpınıyor ve can havliyle bir çok yere saldırıyor.

Kim ne yapıyor, ne söylüyor? Hepsi ortada...

Vakti geldiğinde hükumete de, muhalefete de, cemaate de eleştirimi esirgemedim, esirgemem. Ben, yakınlarıma dahi dokunsa adaletten ayrılmamam gerektiği düsturuyla büyütüldüm. Bu nedenle haksızlık karşısında susmam mümkün değil!

Sondan başa doğru;
  • Kendilerini terörün önündeki en büyük engel olarak sundular. 
  • Yetmedi "Biz olmazsak doğu ve güney doğuda yoksunuz, gençlerin dağa çıkmasını biz engelliyoruz" diyerek aba altından sopa gösterdiler.
  • "Eğitim sisteminiz 'rezalet', bizler sadece bu 'rezaletin' tezahürleriyiz" minvalinde konuştular. (Tırnak içindeki kelime bana ait değil!) 
  • Eğitim sisteminin adaletsiz olduğunu dershane sisteminin bu adaletsizliği kapattığını, engellediğini savundular.
Daha nice söylemler kullandılar. Ama şu son salvoda nereye nasıl saldıracaklarını şaşırdılar. Ayaklarına basıldı çünkü! Canları daha yanmadan önlem aldılar. "En iyi savunma saldırıdır" düsturuyla hareket ediyorlar. Aşağıdaki sadece bir örneği... 


Bunu hakaret amaçlı kullandılar. Hem de çift taraflı olarak rencide edici/kırıcı olduğuna aldırış etmeden. "Darbe uzantısı yasa" dediler. "28 Şubat'tan daha kötü" dediler. Konuştukça konuştular, yazdıkça yazdılar. Bir süre sonra ağızlarından çıkanı duymaz hale geldiler. Cikcik'te #EğitimeDarbePlanı ve #EgitimeSonDarbe başlıkları altında yazılanlara bir göz atmanızı öneririm.

Birkaç örnek:
  • #eğitimedarbeplanı  ile haset imanın önüne geçmiştir
  • #EğitimeSonDarbe #EğitimeDarbePlanı fakirin daha cahil ve fakir; zenginin daha kültürlü ve zengin olmasına neden olur!!!
  • biraz düşünce ya hu !!! akıl ,fikir ,izzet   ,şeref.
Cemaatlere, tekke ve zaviyelere karşı değilim. Herkes dilediğini takip etmekte de dilediğiyle amel etmekte de özgürdür. Ancak kimse kendini dev aynasında görmeyecek! Hep haklı olduğunu iddia etmeyecek! Yaptığı iyilikleri başa kakmayacak ya da kendini bu dünyada iyiliğin ve doğrunun tek merkezi gibi göstermeyecek.

Daha önce burada ve burada görüşlerimi uzun uzun yazmıştım. Bu nedenle tekrara gerek yok. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; dershaneler ve dershanecilik sistemi bu milletin sırtındaki kamburdur (zenginden alıp fakire vermek için veya değil!) ve bir an önce kurtulunmalıdır. Bir kez daha çok net söylüyorum: Dershaneler kapatılmalı ve acilen bu düzeni doğuran nedenlerden kurtulunmalıdır.

Not: Dershane sistemini savunacak kişilere peşinen söyleyeyim tüm argümanlarınızı çürütecek, tüm problem öngörülerinize çözüm olacak önerilerim ve cevaplarım var!

Peşin cevap: Girişim özgürlüğü, demokrasi gibi tanımlarla bana gelmeyin, kalbinizi kırarım. Zira ben "kapitalist" ya da liberal değilim!

11 Kasım 2013 Pazartesi

Dua

Aynı duaya amin diyebilirsiniz herkesle
Ama farklı dualara da amin diyebildiklerinizdir
Fark yaratanlar
Şimdi sorun bana ölümü, yaşamı
Şimdi, anlatın otuz beş yaş şiirini
Dante'den dem vurun şimdi bana

Yaşamı sorun ölümü anlatayım
İnancı sorun bana aşkı anlatayım size
Şimdi anlatabilirim belki
Yaşamla ölümün arasındakileri
Hayat der, başlarım ezberden
Ne kadar farklı ve fakat ne kadar aynı olduklarından
Cahit Sıtkı'dan bahis açarım size
Dante'ye bağlar geçerim
Cemal Süreya gibi sorularla çıkar gelirim: "Sahi sizin?.."

Sevdiklerimden
Sevenlerimden
Amin dediğim dualardan
Amin denilen dualarımdan söz açarım
Bu gece size aşktan bahsederim
Yaşamdan, ölümden ve dualardan
Kısacası hayattan...

7 Kasım 2013 Perşembe

Gündem

Buraya kaç kez yadım. Kaç kez konuştum, haykırdım bu konular hakkında bilmiyorum. Her önemli dönemeçten ya da halktan gizlenmesi gereken olaydan önce/sonra bugünlerdeki gibi kısır tartışmalar yaşıyoruz. Ülkemin "baskın siyasetçisi" tam da yurt dışına çıkarken öyle bir konu atıyor ki ortaya arka planda olanlar oluyor. Bir zaman paranın üstündeki, bir zaman duvardaki resimler konu edildi. Bir başka zaman rahimlerdekileri konuştuk daha oraya düşmeden. Sonra malum değişmez bir konumuz var; başörtüsü! Şimdi de tüm toplum, sosyali - asosyali, evlerin içindekileri tartışıyor.

Hayır, ben yukarıdaki girişten sonra bu konularda tek bir kelime yazmayacağım. Çünkü aklımda Hindistan'ın Mars'a gönderdiği uydu haberleri dolanıyor. Mursi'nin tarihi yargılanma süreciyle ilgilenmek istiyorum. Filistin meselesinde yokluk içinde kıvranan kadın ve çocuklar içimi sızlatıyor. Suriye'de insanların yokluktan sokak hayvanlarını yemeye başladıkları haberleri karnıma sancılar saplanmasına neden oluyor. Damdaki gözleri karanlıkta çok iyi görmesi gereken sansarın pervazdan aşağı düşüşü dahi benim gözümde yukarıdaki meselelerden daha fazla önem arz ediyor. Şu kuş az önce ağzındaki lokmasını düşürdü! Gördünüz mü? Bir de BM rakamlarına göre her yıl 5 yaşını görmeden ölen çocukların sayısı milyonlarla ölçülüyormuş! Ölüm nedenleri de temiz su ve yeterli beslenme olanaklarına sahip olamamak gibi şeylermiş! Duydunuz mu?

Yine de çok kısaca kendi görüşlerimi paylaşayım; hemen her konuda değerlerin korunması yönünde taraf olurum. Ancak bu sadece benim kendi evim ve ailemle ilgili bir tavır olur. Bu tarz "mikro" konuların ülke gündeminde tartışılmasını ise doğru bulmam.

Kısacası kanma, kandırılma ey dost! Kalk ve daha önemli konulara odaklanan!

Ek: Unutmuşum mesela lösemi ve benzeri rahatsızlıklar için yegane tedavi olan ilik bankası gibi şeyleri sakın ha konuşmayalım! Sakın ha!..

5 Kasım 2013 Salı

İlahiyat

Malum yaz başında Sosyoloji bitti. Bir sene ara verip daha sonrasında okumaya devam ederim diye düşünüyordum. Ancak yine dayanamadım ve bayramdan sonraki hafta başında gidip İlahiyat bölümüne yazıldım.

“İlk emir” hala olduğu yerde duruyor, ben de yakalamaya çalışıyorum… Okuyorum, okudukça şaşırıyorum!

Not: Başlangıcını buraya not düşeyim ki ilerleyişi ve sonucunu da paylaşabileyim.
Yanılsama / 2009 -2013