28 Ocak 2013 Pazartesi

Gül ile Bülbül


Şu modern zamanlarda sorsak önce
Kendi vatan toprağını hiç görmemiş güle
Ne farkın var kafeste doğmuş bir bülbülden diye
Hiç düşündünüz mü ne cevap verirdi acaba

Sonra kafeste doğmuş bir bülbül
Neye yakarır acı acı her ötüşünde
Küçücük bir saksının içine hapsolmuş dilsiz bir gül
Ne düşünür şakıyan bir bülbül karşısında

Kaçıp gelse kafesinden modern bir bülbül
Konsa önce bir saksı gülünün dikensiz dalına
Kendi genleri farkeder miydi farklılığı
Kokusuzluğunu gülün yadırgar mıydı acaba

Sonra modern bir gül karşılasa bir bülbülü
Renk renk boyalı tüylerine şaşırır mıydı acaba
Değişmiş genleri izin verir miydi
Boyalı tüylerin altındaki o kalbi görmeye

Şu modern zamanlarda bıraksak gül ile bülbülü de
Sorsak önce bir kendimize
Gül kim, bülbül kim
Gül kime gül, bülbül kime

21 Ocak 2013 Pazartesi

Tecrübe ve Bilgi

Hiç denediniz mi cüssesi de kilosu gibi büyük olan bir yükü kaldırıp taşımayı? Öyle halter gibi derli toplu değil hacmi de büyük olan, kaldırmak için semer ya da ip kullanmadığınız bir yük. Eğer yardım alabilirseniz bu öyle çokta matah bir şey değildir. Kilonuzun iki katını bile kaldırabilirsiniz. Ama iş taşımaya gelince yine yalnızsınızdır ve birkaç adımdan sonra yük gittikçe ağırlaşmaya başlar.

Peki ya yardım alamıyorsanız. Önce yükü biraz yüksekçe bir yere çekersiniz. Sonra yüke sırtınızı verir ve omuzlarınıza doğru çekersiniz. Sonrasında yere iyice eğilir ve ellerinizi ve dizinizi zemine dayayarak doğrulursunuz. Hepsi bu. Eğer yükü bu şekilde omuzlayabilirseniz istediğiniz yere kadar taşıyabilirsiniz. Önemli olan yükü omuzlamadan önce yere eğilmeniz, ellerinizin ve dizlerinizin yere değmesi/vurması gerektiğini bilmenizdir.

Halterciler gibi bir anlık değil. Uzunca bir süre taşımanız gereken bir yükten bahsediyorum. Bunun için başta edindiğiniz bilgiyi belirli aralıklarla tekrarlamanız gerekir. Bazen yükü tamamen sırtınızdan indirmeniz gerekir. Ama bu, yeniden yükle birlikte ayağa kalkmanızı da gerektirir. Tekrar ve tekrar...

Bir girdaba kapıldığınızda da sizi kurtaracak şey ona karşı değil onunla birlikte yüzmeniz gerektiği bilgisidir.. İşte hayat da tam olarak böyledir. Onu ne kadar iyi yaşadığınız onu ne kadar iyi okuduğunuz ve anladığınız ile ilgilidir.

Sabah elleriniz ve dizleriniz yere vurarak doğrulursunuz. Tüm gün omuzlarınızdaki yükü hedefine taşımak için arada yine yükü yere bırakır ve elleriniz ve dizlerinizi yine yere vurarak doğrulursunuz. Akşam olup evinize döndüğünüzde ellerinizi ve dizlerinizi yine yere vurarak yükünüzü yere en yakın olduğunuz yerde bırakırsınız. Hedef yerine ulaşmıştır. Gece hesaba çekilmiş bir günün ardından rahatça uyursunuz ve sabah aynı döngü yine başlar. Bu yolda size en çok yardımcı olacak şey bilgi ve tecrübelerinizdir...

18 Ocak 2013 Cuma

17 Ocak

Dostum, dün takvimler 17 Ocak 2013'ü gösteriyordu. Askerden geleli 4 sene dolmuş. Zaman akıp gitmiş yine... Dün Nebula'da yeni yaşına başladı. Bir de dün Mehmet Ali Birant öldü.

Bazı günler kafanıza kazınır, bazı günlere siz önem atfettikçe o günlerde olanlar çoğalmaya başlar. 17 Ocak da o günlerden olma yolunda...

14 Ocak 2013 Pazartesi

İki Özdemir Asaf şiiri: İzm Üstüne ve Ölümün Yükselişi ve Çöküşü


İzm Üstüne

Bir düşün izm’e varmaz, bir sözcüğü dönükse,
Bir anlamı eğikse, bir kavramı soluksa.

İnsan zor bir ulustur, kendi evinde yaşar,
Isınmaz neler yoksa, bir odası soğuksa.

Aydınlanmaz tepeden, kuş-bakışı gözlere,
Bir ülke karanlıktır, bir sokağı sönükse.

Bir adım aksadı mı, bin adam yuvarlanır;
Bir müzik özgünleşmez bir notası bozuksa.

Bir ordu darmadağın olur bilisizlikten;
Delice ya da uslu düşlerle beslenlikse.

Bir zincir zincir gibi, bir çizgi çizgi gibi
Olmaz, tek bir halkası, bir noktası çürükse.

Akıl bir düş değildir, masalı uykuların,
Siste yolunu bulur, istenen seçiklikse.

Toplumsal amaçların somut uydusudur izm;
Kişilere tanınmak istenen kişilikse.

---
O halde dostum tek bir eylemcisi, tek bir düşüncesi, tek bir eyleminin tek bir sonucu dahi bozuksa bir izm'in peşinden gidilmez. Bunların bozuk olmadığı tek bir izm var mı şu dünyada? Ben bugüne kadar rastlamadım!

Bir tek masuma dahi zulüm ediyorsa/etmişse bir izm!.. Onun da peşinden gidilmez vesselam...
---


Ölümün Yükselişi Ve Çöküşü

Ne zaman bir yakını ölse birinin,
Onu ilk-ölüm sanır kalır o.

Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,
Onu en-ölüm alır kalır o.

Ne zaman bir saydığı ölse birinin,
Onu hep-ölüm bulur kalır o.

Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,
Onu son ölüm sayar kalır o.

Ne zaman bir umduğu ölse birinin,
Onu yok-ölüm duyar kalır o.

Ne zaman bir her şeyi ölse birinin,
Kendini ölümlere yaşar kalır o.

Ne zaman bir kendisi ölse birinin
Ölümlerde kendini yaşar kalır o.

---
Unutma dostum ölüm var, ölüm de var, ölüm bile var...

11 Ocak 2013 Cuma

14 -yazı ile on dört- metre kare*

Dostum,

Sene 2013. Bu bela başlayalı tam 33 sene olmuş. Önceki gün bir asıl olmayan yani vekil konuşuyor baş bela hakkında, özetle diyor ki; "Siz özgürce dolaşacak koca bir ülkeye sığmayacaksınız, muhatabınız 14 -yazı ile on dört- metre karelik bir hücredeyken sizinle müzakere edecek! Nerede adalet nerede devlet!"

Dostum biliyor musun? Bu yaşıma kadar benim diyebileceğim bırak bir evi, 14 -yazı ile on dört- metre karelik bir odam, salonum dahi olmadı. Benim gibiler kiralık ev baktıklarında dahi küçük odalı küçük evler bakarlar. Çünkü bizim lügatımızda "kutu gibi ev" kavramı şirinlikten/küçüklükten ziyade tasarruflu, kirası az, ısınma masrafları düşük demektir.

Dostum bizim 14 -yazı ile on dört- metre kare dahi olmayan odalarımızda kitaplarımızı koyacak kitaplıklarımız bile yoktur. Boğazımızdan arttırarak aldığımız kitaplarımız her taraftadır bu yüzden!
Yanılsama / 2009 -2013