31 Aralık 2012 Pazartesi

Yıl sonu (Yeniden!)

Dostum, bir yılın daha, 2013'ün, son saatleri. Yine bir yıl bitiyor. Bir zaman dilimi bir başkasına devriliyor. Devrilen bu zamanda bazılarımız en değerli şeyimiz olan geçen zamana rağmen kutlamalar yapıyor. Elimizden akıp giden zamana rağmen...

Bir yıl bitiyor. Yeni bir yıl başlıyor. Her son gibi bu da yeni başlangıçlara gebe olmalı... Eğer bunu bir son kabul ediyorsak, neden olmasın? Bazılarımızın değişecek hayatlarına, kararlarına, beklentilerine, tanışma, tanış olma niyetlerine...

Kötü Maya şakalarından sonra 2012 de bitti. Ne "kötü" kıyamet senaryoları ne de iyileri gerçekleşti. Ne ortak bir bilincimiz var hala, acıları ortadan kaldıracak, ne de dünyamız felaketler sonucu yok oldu. O, eşini dostunu geride bırakıp Şirince'ye gidenler nasıl geri döndüler dersin? Döndüklerinde onlar için kıyamet kopmamış mıdır? Ne de olsa döndüklerinde muhtemelen ne eşleri ne de dostları kalmıştır! Ama bunların hepsi şu anda boş. Anlamsız! Hayat devam ediyor çünkü...

Yıl başları, kültür emperyalizmi, yozlaşma... Bunların hepsine tamam. Bunların hepsine dikkat çekilmeli. Bir şeyler yapılmalı. Ama bugün iyi dilekler için bir vesile ise eğer bunlar işin diğer yönlerinde ve zamanlarında tartışılabilir. Şimdi iyi dilekler ve dua zamanı... Her ne kadar günümüzde "Dünyada barış olsun!", "Yunuslar artık ölmesin!" diyen güzellik yarışması birincileriyle dahi dalga geçiliyor olsa da, iyi dileklere, dualara olan inancımızı asla yitirmemeliyiz.

Ne diyordum son birkaç senedir, yılları değiştirerek hatırlatayım;

"Dostum, seneyi devriye vakti, çok kısa bir süre sonra 2012'yi 2013'e devir edeceğiz. Gün, saat, dakika ve sonrasında bir ana sığacak şu devire ne çok anlam yüklüyorlar! Ve ben bunu niye anlamlandıramıyorum?

SEVMİYORUM! Belki ondandır...

Ama yine de yeni yıl bir vesile öyle değil mi? İyi dilekler için.

2013'de değil, tam şu andan sonra herkes için iyiliklerle dolu, mutlu ve umut dolu anlar olsun. İçten sürekli ettiğim kendi bencil duamın kabul olması için bir kez daha amin diyorum. Allah hakkımızda hayırlı olan tüm dileklerimizi gerçek kılsın. Sağlıklı bir yaşam tüm sevdiklerimizle olsun."

Geçen seneden bu seneye aynı bencil duam devam ediyor, değişmeden. Ben de sabır ile bekliyorum.

Son olarak yine Mevlânâ Hâzretlerine kulak verelim;

"Kim daha ziyade uyanıksa o daha ziyade dertlidir. Kim işi daha iyi anlamışsa onun benzi daha sarıdır."

Daha sarı benizli, daha uyanık vakitler...

"Yok olanın yolu, başka yoldur; çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır. Aklı başında oluş, geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir. Geçmişin de Allah'a perdedir, geleceğin de. Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ney gibi boğum boğum olacaksın?"

Yok olmanın yolunda sağlam adımlarla...

İyi, güzel, sağlıklı ve şükür dolu anlar...

Allah'ım biz birlik ve beraberliği unutmuş, merhamet kapılarını mazlumların yüzüne çarmış kullarını gör ve hatırlat bize... Hatırlat doğru yollarını, birlik ve beraberliği, tekliği...

30 Aralık 2012 Pazar

Tanışıklık

Tüm geçmişine, tüm hakkında bildiklerinize, tüm ortada olanlara rağmen biriyle tanışma, onu tanıma gayretinize, her gün yeni bir yönünü keşfetmenize denen şeydir aşk.

Rüya

Genişce denemeyecek bir çayırda bir gurup koyun görüyorum önce. Sonra oranın çayır değil de düşüncelerim olduğunu fark ediyorum. Kırk koyun diyorum kendi kendime kırk tilki misali kuyrukları birbirine değmeden dolaşıyor kafamın içinde. İçlerinden biri insan budistlere taş çıkartırcasına "hepimiz bir yerde otlamayalım" diyor, "onlarında yaşama hakkını ellerinden almayalım!" Konuşması değil de düşüncesi garip geliyor rüyamda.

Uyanıp müzik açıyorum sonra gecenin bir saatinde. Dolulardan boşlara, boşlardan dolulara aktarımlar yapıyorum. O bilindik sonuçtan başka birşey çıkar mı diye bakıyorum. Sonuç bilindik; biri dolmuyor, biri almıyor. Son zamanlarda inatla düşük seyreden tansiyonum yükseliyor, nabzım kestirilemez ritimler sergiliyor. Akşamları diyorum daha az çay ve kahve tüketmeliyim. Bir de daha az düşünmeli...

Yine klasik kaygılarıma dönüyorum. Bundan şu zarar görürse, şundan bu... Sonu yok bu düşüncelerin diye bilsem de elimden bir şey gelmiyor. Önüme çıkan her taşı kenara çekmek için duruyorum. Yolda kalmış her arabaya bir el atmalıymışım gibi geliyor.

Yüzlerce şarkıdan Ornella Vanoni - L'appuntamento çalmaya başlıyor...

Gecenin üçü oluyor ben kalkıp oturuyorum...

Neydi şu kılişe? Koyunlar, çit! O kaçanlar keçi mi?

29 Aralık 2012 Cumartesi

"I", Batının birinci tekil kişisi

İngilizce öğrenmeye başladığım yıllarda kafama kazınmış ama nedenini bilmiyorum; "I" yani "ben" cümle içinde dahi büyük yazılmalı demişti hocalarım. Çok sorgulamadan kabul etmiştim bende. Yazı dilinde cümlenin neresine gelirse gelsin büyük yazılan tek özne diye yazılmış kafama...

Bu kültür "ben"i diğerlerinden kesin ve katı bir şekilde ayrırır batı medeniyetinde. "Ben" ve "sen" yani "biz" dahi bir süre sonra bu "I" temelinden dolayı "biz" ayrımına girer. "Biz" karşısına önce bir "siz" koyar. Sonra "onlar", "diğerleri" gibi karşıt kavramlar eklemlenir bu anlayışa... "Sen" ve "o" gibi birinci tekiller zaten yoktur bu aşamadan sonra...

"Ben" mutluysa, iyi kazanıyorsa, karnının doymasından geçmiş tüm zevkleri elde edebiliyorsa dünya cennettir. "Siz", "onlar" ve hatta "diğerleri"nin hiçbir önemi yoktur. Bırakın birinci tekil olan "sen"in "o"nun ahvalini; açlıktan, susuzluktan kırılan çoğul "diğerleri"nin dahi "ben" karşısında bir önemi kalmaz! Phil Collins'in "Another day in paradise"* (Cennete bir gün daha) şarkısında olduğu gibi. Tekil birey yani "I" için her şey yolundaysa gerisi görmezden, duymazdan gelinebilir. Caddeden karşıya geçerken bir ıslık tutturursunuz ve kulaklarınız artık duymaz dünyanın geri kalanını.

"Batı" medeniyeti kollektif bilinç, kollektif ve sağduyulu akıl yerine "ben" der. Odak hep bu büyük yazılan "I" mantığı temelinde yükselir. Bir meydanda toplanmış milyonlar dahi "ben" mantığının tezahürüdür. Yatırım "ben" içindir, kar "ben" için, yaşam hakkı hatta ölüm hakkı bile "ben" içindir. Ekmek bulamayan diğerleri "ben" gibi pasta yemelidirler!

Aşk bile "I" içindir. "I" seviyordur, diğer tarafın hiç bir önemi yoktur. "Ben" varsa karşıdakinin ne önemi var!

"Biz" mi? Bizim bizimiz biraz farklıydı. Vakıf kültürüyle, yardımlaşma kültürüyle yoğrulmuştu. Komuşusu açken tok yatam bizden değildi. Çorbamızın suyu her zaman biraz fazla konulurdu. Yoksa hep beraber yoktu. Varsa herkese yetecek kadar vardı. Aşkımız bile tekil bilincin üstündeydi. Biz tekken çoğuluduk! Çoğulken tek!

"Ben" mi? "Bizim" tüm öznelerimiz küçük harfle yazılırdı, "ben" de dahil! Şimdi? Şimdi İngilizce'nin "I" kültürü bize de sirayet etmekte! Neyse ki kadim ve kıdemli geçmişimiz hala bizi ayakta tutuyor! Ama ne zamana kadar?



*Phil Collins - Another Day In Paradise

She calls out to the man on the street
"Sir, can you help me?
It's cold and I've nowhere to sleep.
Is there somewhere you can tell me?"

He walks on, doesn't look back
He pretends he can't hear her
Starts to whistle as he crosses the street
Seems embarrassed to be there

Oh, think twice, 'cause it's another day for you and me in paradise
Oh, think twice, 'cause it's another day for you, you and me in paradise
Think about it

She calls out to the man on the street
He can see she's been crying
She's got blisters on the soles of her feet
She can't walk, but she's trying

Oh, think twice, 'cause it's another day for you and me in paradise
Oh, think twice, it's just another day for you, you and me in paradise
Just think about it

Oh, Lord, is there nothing more anybody can do?
Oh, Lord, there must be something you can say

You can tell from the lines on her face
You can see that she's been there
Probably been moved on from every place
'Cause she didn't fit in there

Oh, think twice, 'cause it's another day for you and me in paradise
Oh, think twice, it's just another day for you, you and me in paradise
Just think about it
Think about it

It's just another day for you and me in paradise
It's just another day for you and me in paradise
Paradise
Just think about it
Paradise
Just think about
Paradise

28 Aralık 2012 Cuma

Yine Senden

Yine bana dün senden bahsettiler
Yine ne kadar kör olduğumdan
Yine ne kadar güzel olduğundan

Yine bana dün senden bahsettiler
Yine bilmeden senelerdir sana yazdıklarımı
Yine anlamadan senin aslında kim olduğunu

Yine bana dün yeni senden bahsettiler...

27 Aralık 2012 Perşembe

Bugün gelen geçmiş!

Bugün gelen geçmiş!

26 Aralık 2012 Çarşamba

Mescid-i Haram yasağı ve kin (Maide Sûresi 2. Ayet)

...Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bir takımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.

25 Aralık 2012 Salı

Sizin olsun

Araçlarınızın ısıtmalı koltuklarındaki
Şikayet dolu yolculuklarınız sizin olsun.
Bana sıkışık otobüslerin, dolmuşların
Ayakta kitap okuduğum yolculukları yeter.
Güneşli günlerde soğumak için kullandığınız
Klimalı araçlarınız sizin olsun.
Bana açık havanın o terleten bunaltıcı sıcağı yeter.
O sahici mutluluklarınız sizin olsun.
Bana benim sahte mutsuzluklarım yeter.
O çoğul kalabalıklarınız sizin olsun.
Bana benim tekil yalnızlıklarım yeter.
Doyumsuz tatlarla dolu hayatlarınız sizin olsun.
Bana onurlu ölümlerim yeter.

Sarı, kırmızı, yeşil tüm bez parçalarınız sizin olsun.
Bana benimle gelecek olan 9 metrelik beyazlık yeter.
Tüm sloganlarınız, sıkılı yumruklarınız sizin olsun.
Bana gerektiğinde kıyamda gerektiğinde yerde olan anlım yeter.
Ceplerinizdeki yumurtalarınız, ellerinizdeki coplarınız sizin olsun.
Bana benim sizden ayrı olan yalnızlığım yeter.
Tüm haberleriniz, gazete ve televizyonlarınız sizin olsun.
Bana sararan yapraklarıyla duran kitaplarım,
Hatta tek bir Kitap yeter.
Tüm ibadethaneleriniz, camileriniz,
Kiliselereniz, havralarınız, cemevleriniz, dergahlarınız sizin olsun.
Bana bir avuç temiz toprak yeter.

Dün gece çok şeye tek tek sizin olsun diye yazdım.
Yazdıkça çoğaldı sizin olan şeyler.
Boşverdim sonra sizin olmasını istediğiniz şeylere.
Aklınıza gelen gelmeyen ne varsa sizin olsun.
Şu dünyanın tüm hazları, neşeleri, iyilikleri, hakları
Hepsi ama hepsi sizin olsun.
İstisnasız her şey ama her şey sizin olsun.
Bana sizin olmayanlar yeter.
Bana zulümden uzak...
Eksiklikler, hüzünler, kötülükler
Haksızlıklar yeter.
Aslında bana sadece benim yokluğum yeter.
Sizin olsun istedikleriniz.
Bana benim inancım yeter!

24 Aralık 2012 Pazartesi

Okumak!

Dostum,

Metallica'nın en sevdiğim şarkılarından biri olan "Mama Said" şöyle başlar:

Mama, she has taught me well 
Told me when I was young 
"Son, your life's an open book 
Don't close it 'fore it's done"

Kabaca şöyle diyor:

Annem, bana çok iyi öğretmişti
Ben gençken söylemişti
"Oğul, hayatın açık bir kitaptır
Bitmeden onu kapatma"

Dostum, dün iletişim sosyolojisi çalışırken bir paragrafa denk geldim. Paragraf iletişim sosyolojisinin kültürel çalışmalar yaklaşımı ile ilgiliydi ve tanım ve değerlendirmelerini "metin" ve "okuyucular" üzerinden şöyle yapıyordu;

"Kültürel çalışmalar yaklaşımı, metin ve okuma kavramlarına geleneksel anlamlarından farklı anlamlar yüklemektedirler. Metin aslında yazılı bir anlamlandırma biçimi olarak tanımlanabilir. Eleştirel iletişim araştırmaları, metin kavramını her türlü iletişim mesajını dile getirecek şekilde kullanmışlardır. Herhangi bir televizyon görüntüsü, bir fotoğraf, herhangi bir televizyon programı, bir heykel birer metindirler ya da bütün görüngüler, bütün olaylar birer metindirler. Yani metin her şeydir. Bu anlamda okuma kavramı bütün olayları ya da görüngüleri anlamlandırma ve yorumlama eylemidir. Okurla metin arasındaki ilişki sadece okurun kurmaca bir dünyaya girişi değil ama bir karşı karşıya gelmeyi yani anlam için bir mücadeleyi bir diğer ifadeyle bir iktidar ilişkisini temsil eder."

Dostum, bir de ilk emir var değil mi? Ne diyor hatırlıyor musun? "Oku!.."

Öncelikle oku, hayatı, evreni her şeyi oku... Tabii biraz "nasıl" ve "neyi"  sorularına da dikkat ederek... Ama mutlaka oku...

Bütün bunlardan sonra bana hala neden okuduğumu ve hatta ömrümün sonuna kadar neden okuyacağımı sorar mıydın?

21 Aralık 2012 Cuma

Yükte ağır pahada hafif bir hayır!

Bugün yükte ağır pahada hafif bir hayır yaptım. En azından ben öyle sanıyorum.

"Kapalı ayakkabı" (bot) ile gittiğim mekandan bir kaç alternatif ürettiğim bir eylemden sonra açık ayakkabı(terlik) ile döndüm! Üstelik dün yağan kar da sokakları hala terk etmemişti.

Şimdi ilgili hayır eylemi için şu çıkarımlarda bulundum kendimce:

  1. Eylemcinin, benim "kapalı ayakkabı"larımı alan kişinin, ihtiyacı vardı ve ayakları bu kış gününde bir nebze olsun ısındı.
  2. Eylemci kendi ayakkabılarını bırakıp başkasının "kapalı ayakkabı"larını giyecek ve fark etmeyecek derecede dalgındı. Bu da derdinin büyük olduğunu gösterir ki, umarım ayaklarının bir nebze olsun ısınması ile rahatlamış, en azından ayaklarının üşümesi derdinden kurtulmuştur.
  3. Eylemcinin paraya aşırı derecede ihtiyacı vardı ve benim "kapalı ayakkabı"larım ile bu ihtiyacı giderebileceğini düşündü. Umarım biraz olsun feraha kavuşmuştur. Hoş bana sorsa ikimizde daha kolay ferahlardık ya...
Neyse velhasıl eylemci ama öyle ama böyle bir şekilde biraz daha rahat bir şekilde hem de üstüne üç-beş Hakk kelamı işitmiş olarak bugünü tamamladı. Bana da takunyalılık kaldı. Olsun böyle de güzel...

20 Aralık 2012 Perşembe

Modernite

Modernite; insanın en sevdiğinin gözleri önünde ateşe/uçuruma yuvarlanırken elini uzatıp onu tutmaya çalışmaması ya da çalışsa bile en sevdiğinin o eli ne kadar sevildiğini önemsemeden geri itivermesidir.

18 Aralık 2012 Salı

Adalet ve şahitlik bahsi (Nisâ Sûresi 135. Ayet)


Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Âyette, insanları adaletten ayıran iktisâdî, sosyal, psikolojik sebeplerin hepsi sayılarak insanlar uyarılmış, hükmeden veya şahitlik eden kimsenin yalnızca Allah korkusunun tesiri altında hareket etmesi telkin edilmiştir.

يَٓااَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓإَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقٖيرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُٓا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا

17 Aralık 2012 Pazartesi

Mevlânâ'yı yanlış anlama ve anlatma sanatı

Hemen her şeyde olduğu gibi Mevlânâ'yı da yanlış anlama ya da hiç anlamama üzerine uzun çabalarımız devam ediyor. Popüler kültür sadece şekle indirerek bir değerimizin daha içini boşaltıyor.

Bugün Mevlânâ'nın kendi deyimiyle düğün gecesi (Şeb-i Arûs) ama günümüz popüler kültürü bu özel günün aslında anlatması gerekenlerin tamamını es geçip şekle yani Šsemâ törenlerine indirgiyor. Ortada beyitler dolusu bir öğütler yumağı varmış, bazılarının umurunda değil!

Bir de büyük olasılıkla Mevlânâ'ya ait olmayan "Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..."[1] beyti var! Bir tarafta "Her gönle secde için izin yok, her ücretlinin ücreti rahmet değil. Kendine gel de "Tövbe eder, Allah'a sığınırım" diye cürümde bulunma, günah etme. Tövbeye de bir parlaklık gerek. Tövbeye de bir şimşek bir bulut şart. Meyvenin olması için hararet ve su lazımdır. Bunun için de bulut ve şimşek icabeder." "[2] diyen bir Mevlânâ varken hangisi daha gerçekçi geliyor. Hamken, tövben kime, neye ve neden bilmeden tövbe etmişsin ne yazar! Önce pişecek hatta yanacaksın ki kıvama geldiğinde gördüğün gerçeklikle dilinle değil gönlünle tövbe edeceksin.

Bugün Mevlânâ'nın kendi deyimiyle düğün gecesi (Şeb-i Arûs) çünkü O, "Ölüm, kimin nazarında tehlikeyse "Tehlikeye atılmayın" emri de onadır. Fakat birisinin nazarında ölüm, hakikat kapısının açılışından ibaret olursa ona... "Haydin, çabuk olun" hitabı gelir. Ey ölümü görenler, uzaklaşın.... Ey haşri, dirilmeyi görenler, çabuk olun!" "[3] diye yazmıştır bir kere ölümünden önce.

Biraz okusak! Biraz karşılaştırsak bize sunulanlar ile asılları arasındaki farkı... Belki güzel günler göreceğiz. Belki de güzel ölümler! Güzel ölüm mü olur? Olur! Haşri, dirilmeyi görürsen olur. Güvendiğin makam güzelse olur!

Allah'ım hepimize "düğün geceleri" nasip et.

[1] http://www.tasavvufdergisi.net/Makaleler/1359015800_24_4.pdf
[2] 2. Cilt, Beyit 1651-1654
[3] 3. Cilt, Beyit 3434-3436

13 Aralık 2012 Perşembe

İki Şiir (Ceyhun Yılmaz ve İbrahim Tenekeci)

Zaman Otobüsü II

Hayatım boyunca
İçinde olduğum otobüsü beklemişim
Birçok yolcuyla tanıştım
Kimileri hoş... ama kısa sohbet
Kimi hiç konuşmadı
İyi sohbetim olanlar bazen arkada kaldı
Belki yeni binenlere yer açtı
Avuçların içine
Not... alınyazıları
Herkesin kafası önde
Kabul edilmiş sessizce rota
Bir kez
Nereye gittiğimi sormak istedim
Şoförle konuşmak yasak

Ceyhun Yılmaz

* * *

Düş ve Dua

Yağmura, nisana ve yaşıma aldanıp
Uçurumları kıyı sanarak
Ve dağlar erişilmeyince acı verir
Sözünü unutarak
Kaf dağına gitmek istedim.

Irmak inadıyla yürüdüm uzaklara
Bir derviş olup yürüdüm uzaklara
Heyecanımı dindiremedim.

Yanıldı denektaşım, geriye döndüm
Kutsal Sözler Panayırı'na sığınıp
İpeksi bir sessizliğe büründüm:

Bir hayat, mahcup ve duru
Tanrım, gülleri
Ve sessiz harfleri koru.

İbrahim Tenekeci

11 Aralık 2012 Salı

Nisâ Sûresi 85. Ayet

Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah'ın her şeye gücü yeter.

 مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتاً

7 Aralık 2012 Cuma

Sen

Sen diye başlıyorum cümlelerime
Eş koşmaktan korkup hatırlıyorum
Bir sen varsın
Bir sen olmalısın deyeyazıyor içim
Daha düşüncemde nokta koymadan cümleme
Hayır diyen bir ses yükseliyor içimde

Uzaklarda bir yerde diyorum
Bir sen olmalı
İçine ben düşermiş gibi olduğunda
Benim gibi ürken, O'nu bulan yeniden
Kapının arkasında bir sen
Kapımın arkasında bir ben

Biz üç kişiyiz diye başlıyorum
Düşümde kurduğum cümlelere
Daha noktası konmadan
Hayır diyen bir ses içimde
Biz biriz, Bir'in yansımalarıyız sadece
Kapılarımızın arkasında bir biz
Aç, sana geldim
Aç, sen geldim...

5 Aralık 2012 Çarşamba

Hukukun Etkinliği Problemi

Cicero'nun ünlü deyişi "Ubi societas ibi ius (Eğer toplum varsa hukuk da oradadır.)" der. Zıt tarafından bakarsak da toplumun olmadığı yerde hukuktan bahsetmek mümkün değildir. Bizde ki hukuksuzlukların temel sebeplerinden biri de toplum yapımızın gittikçe bozulmuş olması. Bir de bunun yanına hem içteki hem de dışarıdaki hainler eklenince bütünleşmiş bir toplum oluşturma çabalarımızın hepsi boşa çıkıyor.

Bu yarım yamalak yapılanmış topluma rağmen, eksik de olsa bir kanun düzenimiz var. Ancak bu kanun düzenine hukuk demek pek mümkün değil. Çünkü hukukun, hukuk sayılması için adil, etkin ve tutarlı olması gerekir. Ne adil olmayan ne de etkin yaptırımlara dayanmayan bir sisteme hukuk sistemi demek mümkün değildir.

Toplumun ihtiyaçlarına doğru cevap vermeyen, haklıyı korumak yerine güçlüden yana taraf alan bir sistem ister istemez kendi muhalefetini oluşturur. Kendi canını, namusunu emanet ettiği devlet bunu yerine getir(e)miyorsa insanlar bunu kendileri yapmaya başlarlar. Herkesin kendine göre uygulamaya çalıştığı şeye de ne adalet ne de hukuk sistemi denemez. Hukukun olmadığı yerde de devletten bahsedilemez!

İşin bir de yaptırım aşamasına gelmesine rağmen hakkaniyetle, yerinde ve zamanında uygulanmaması sorunu vardır. Örneğin bir katil suçu sabit görülmesine rağmen mahkemede taktığı tek bir kravat, sorulan sorulara cevap vermiş olması gibi sebeplerle -zaten adil olmayan- aldığı cezaya bir de iyi hal indirimleri, çocukluk gibi indirimler eklenince hukukun etkinliği tamamen ortadan kalkıyor.

Dahası mağdurların insan haklarından hiç bahsedilmezken mahkumların ki hiç gündemden düşmüyor. Koğuş ya da hücrelerinde televizyon, radyo, kitap ve gazetesi hiç eksik olmayan; 24 saat sıcak suyuyla, havalandırması, üç öğün yemeğiyle tam bir otel konforu vaat eden hapishanelerimiz var! Hepsi "suçluların" yani mahkemesi bitmiş ve cezası kesinleşmiş olanların rahatı, "insan hakkı" için. Ama öyle demeyeyim değil mi? Ne de olsa özgürlükleri ellerinde değil! Yakınınız toprağın altında çürüyormuş hiç önemi yok! Sizin yüreğiniz, ciğeriniz hayattayken çürümüş ne çıkar! Önem derecesi bu kadar sapıtmış bir sistemde de adalet ya da hukuktan ne kadar bahsedebiliriz. Ama olsun biz yine de açlık grevleri ile haklarını arayanların "en insani" haklarını teslim edelim. Cezası yıllar önce kesinleşmiş, suçluluğu sabit görülmüş terörist elebaşına avukatlarıyla görüşme hakkını verelim! Tecridini kaldıralım! Sahi bu "ruhsuz" ne ceza almıştı? İdam cezasına çarptırılmış ve sonra ağırlaştırılmış hapis cezasına çevrilmişti değil mi? "Ağırlaştırılmış hapis cezası" sizce de hukukun etkinliği sorununun en güzel örneklerinden biri değil mi?

Diğer taraftan bir de suçu "sabit" görülemeyen ama ağır ceza ve yaptırımlarla karşılaşanlar var. Bu yönüyle de ayrı eleştiriler koyabilirim ortaya. Ancak biz daha suçlulara yaptırım uygulayamazken işin o kısmını düzeltmeye hiç gücümüz yetmiyor. Bu da işin diğer bir zulüm yönünü oluşturuyor. Sosyal sözleşmeyle haklarımızı korumak üzere görevlendirdiğimiz devlet meşru olmayan şiddet kullanımıyla zalimleşiyor. Zalimin olduğu bir ortamda da yine hukuk ve adaletten söz edilemiyor.

Devleti devlet yapan olgu şiddet kullanma tekelini elinde bulundurmasıdır. (Şiddet, fiziksel eylem olmak zorunda değildir.) Bu şiddet kullanma işi şirazesinden çıkarsa devlet tüm otoritesini kaybeder. Bu iki tarafı keskin bir bıçaktır. Öyle ki; şiddet haksız yere uygulandığında da gerekmesine rağmen uygulanmadığında da adaletsiz, hukuksuz bir ortam oluşur. Ayrıca doğru yönde kullanılması gereken devlet tekeli uygulanmadığında ve sosyal sözleşme ile devlete devredilen hak ve özgürlüklerin güvencesi ortadan kalktığında devlet kavramı da ortadan kalkar.

Caddelerimizde kurallara uymayan binler görürüz. Sokak ortasında hem de polislerin, kameraların karşısında karısını 36 -yazı ile otuz altı- yerinden bıçaklayan adamlar türer. Sevgilisini ayartıp, kocasını önce öldüren, sonra parçalayan ve en sonunda da yakan kadınlar haber bültenlerini süsler! "Millet vekilleri" önceki gün yol kesip insan öldüren, şehrin en işlek caddelerinde bomba patlatan, okulları yakan, öğretmenleri, hemşire ve doktorları öldürenlerle kucaklaşırlar. Kemiksiz dilleri ile kan damlayan dişleri arasından salyalar saçarak konuşurlar. Devlet yani kanun koyucu, toplumdan aldığı ilhamla koyduğu yasalara kendisi uymaz. Silahını kullanması gereken yerde kullanmaz kullanması gereken yerdeyse kullanır. Hukuksuzluk olarak da kullanılan adaletsizlik tüm topluma yayılır ve bir kısır döngüde zaten güçlü olmayan toplumsal bağ bu eylemlerle daha da zayıflar.

Yasalarınız, kanunlarınız yanlış olabilir. Hukuk sisteminizde aksaklıklar bulunabilir. Bunlar eleştirilebilir ve değiştirilebilir. Baklava çalan çocuklara yıllarla anılacak hapis cezalarının yanlışlığından dem vurulabilir. Ama burada cezanın çokluğu sorunu tartışılabilir olmasına rağmen gerekliliği tartışılabilir değildir. Çalmak yasalarınızda suç olarak tanımlanmışsa yaptırımı uygulanmalıdır.

Uygula(ya)mayacağın yasağı ya da düzeni koymayacaksın! Ali'ye uygulayıp Veli'ye uygulamıyorsan zaten adil değilsin!

Ne yazıyor adliye salonlarımızın duvarlarında? "Adalet 'mülk'ün temelidir." Peki "mülk" nedir? Devlet! Adaletin olmadığı yerde devletin temeli yok demektir. Temeli olmayan şey de biraz zor ayakta durur.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Projeler (Çamlıca Câmii)

Neşet Ertaş'ın babasından naklettiği bir şey var: " 'Baba,' dedim 'Neden sen kendin beste yapmıyorsun, türkü üretmiyorsun?' dedim. 'Oğlum,' dedi 'ozanlar birbirinin devamıdır.' dedi. 'Eğer benim demek istediğimi benden evvel gelip giden bir ozanımız yazmış, gitmiş ise bana o bir miras bırakmıştır. Saygıyla anarak onun sözlerini havalandırırım.' dedi."

Aynı girişi kullanıyorum ikinci kez. Çünkü uyguladığım ve idealim olan düşüncelerin başkalarının dilinden söze yazıya dökülmesi, aklın yolu bir dedirtiyor bana. Uzunca bir zamandır elimde farklı alanlarda düşüncesi olgunlaşmış, hatta kimi neredeyse nihai halini almış birkaç proje var. Bu projelerin hepsi, bitmeye yakın olanı da sadece fikir aşamasında olanı da, aynı sebepten dolayı bekliyor.

Geçen gün bunların arasına Serkan'ın önerdiği bir fikir daha eklendi. Bu arada proje demişken hiç biri öyle hayat değiştirecek şeyler değiller. Hemen hepsi de farklı alanlarda, kimi basit kimi çok fazla uğraş isteyecek ama yapılamayacak şeyler de değiller. Serkan ile proje hakkında konuşurken en çok kaygı duyduğum şeyi birkaç kez dile getirdim; "Daha önce bir benzeri yapılmış bir iş yapacaksak çıtayı bir basamak yukarı çekmeliyiz. Daha iyisini yapamayacaksak o işe hiç kalkışmamalıyız. Ortaya koyduğumuz şey ilk önce bizi tatmin etmeli."
Yanılsama / 2009 -2013