31 Temmuz 2012 Salı

Evlat

İyi bir evlat başka hiçbir övgü sözü için değil ve fakat "Ana babasından Allah razı olsun" duası için yaşayan kişidir.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Londra 2012 Olimpiyat Oyunları Açılış Töreni ve Bize Söyledikleri

Geçtiğimiz hafta sonunda Olimpiyat Oyunları'nın Londra 2012 açılışı töreni vardı. Pekin'deki açılış töreninden sonra daha ilginç bir şey olmalıydı. Ama ben bu kadarını beklemiyordum. Daha güzeldi, iyiydi, muhteşemdi kısmında değilim. İngiltere başka bir şey yaptı. Londra 2012 açılış töreninde bir şeyin altını çok net, kalın ve koyu çizgilerle çizdi: "Modern kültür dediğiniz şey benim" ya da "Benim modern kültürüm aynı  zamanda hepinizin kültürü" dedi. Hem de üstüne basa basa...

Yakın tarihlerindeki hemen hepimizin tanıdığı; tarihi, hayali, siyasi, sportif, sanatçı, bilim adamı, ne kadar ünlü kişiliği varsa gözlerimizin içine baka baka, "Siz bunları zaten tanıyorsunuz," dediler "ister 10 yaşında olun ister 70!"

Onların açısından bakarsak, açılış töreni; hem görsel olarak hem içerik olarak hem de sunum olarak muazzamdı. İzlerken de keyif verdi. Ayrıca sağlık sistemi vurgusu, dijital devrim konusu da çok başarılı işlendi. Bunu işlerken de "Bu devrimin başlangıcı da bana ait" dedi İngiltere. Hele meşalenin oluşturulmasında her bir taç yaprağın katılımcı ülkelerce taşınması ve meşalenin herkesin gözü önünde birleştirilmesi çok iyi kurgulanmıştı. Kısacası açılış töreni bir bütün olarak çok başarılıydı. Hem verdiği mesaj hem de sunumu açısından...

Bizim açımızdan, kültür ithalatında ne kadar ileri geçtiğimizi, kendi kültürümüzün başka potalarda nasıl eridiğini göstermesi açısından oldukça düşündürücüydü. Evet, dünya hızla dijital bir köy oluyor. Bu köy olma yolunda da kültürler birbirlerinden etkileniyor. Ancak bu etkilenmenin şiddeti kesinlikle eşit değil! Bu eşitsizlikse bize göre daha zayıf olan kültürleri çoktan asimile etmiş durumda. Bizse sıramızı bekler gibi bir ruh hali içindeyiz...

Bir de bir şeyi çok merak ediyorum: Bir gün bize de bir olimpiyat düzenleme şansı doğarsa acaba biz açılış törenini nasıl yapardık?

Not: Londra 2012 açılış töreni ile ilgili bazı resimler ve videolar aşağıdaki bağlantılarda

http://www.bbc.co.uk/turkce/multimedya/2012/07/120727_olympic_opening_gallery.shtml

http://www.london2012.com/photos/galleryid=1303910/#fireworks-are-set-off-around-the-olympic-stadium

http://www.video-izlesen.net/2012-londra-olimpiyatlari-acilis-toreni-izle.html

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Seksenler

Seksenlerde çocuk olmak
Her yerin sana ait olması demekti
Kilitli, dikenli fark etmez
Her yerde çocuk olabilmek demekti
Parktaki turuncu meyveli, dikenli çalılara rağmen top oynamak
Çalıyı savunmada bir adam yerine koymak demekti
Üç kornerin bir penaltı olması tartışmaları
Haliç'in taç çizgisi olması demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Bitiş düdüğü birleşilerek alınmış plastik topun çalı defansa takılması demekti
Demek ki çalı defans aynı zamanda hakem demekti
Acaba seksenlerde yönetici olmak
Parklara, bahçelere dikenli bitkiler mi dikmekti

Seksenlerde çocuk olmak
Komşunun evinden gelen domates peynirli yarım ekmekleri paylaşmak demekti
Domates peynir varlık demekti
Yoklukta var olan ne lezzetliydi

Seksenlerde çocuk olmak
Topluca camilere gidebilmek demekti
Oradan çıkıp kiliseye, havraya girebilmekti sorgusuz sualsiz
Çocuk olmanın kırmızı pasaport olması demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Köşedeki bakkal ile sohbet edebilmek
Veresiye yazdırabilmek
Çocuk yaşına rağmen
Bazen siyaset bazen de futbol konuşabilmek demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Komşunun seni bakkala gönderebilmesi
Senin gidebilmen
Para üstünün sana kalabilmesi
Ve o para üstüyle leblebi tozu olabilmen demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Olabilmek
Annenin her daim evde olması demekti
Maçtan aç döndüğünde
Sepetle sana yarım ekmek arası bir şeyler salabilmesi idi
Dizin, başın yarıldığında orada olması demekti annenin
Abinin, ablanın olması demekti bir de...

Kısacası
Seksenlerde çocuk olmak
Çocuk olmak
Aile olmak
Komşu olmak
Arkadaş olmak
Var olmak
Mutlu olmak
Mutlu bir şekilde var olmak demekti...

24 Temmuz 2012 Salı

Tok karınların açlık empatisi: Oruçsuzluk hali

Sınırsız tüketimin körüklendiği, ihtiyaç için değil mutlu olmak için alış veriş yapıldığı, israfın dağlar oluşturduğu, açlık sınırının altında yaşayan insanların milyara ulaştığı bir zamanda, olmayanın halinden nasıl anlarız?

Yokluk, varlıkta öğrenildiğinde kişiye ve başkalarına faydası olacak şey! Evet, öyle ama bu herkesin yapabileceği bir şey değil. Varken olmayanın ne hissettiğini anlamanın en kolay yolu sizin de o yokluğu yaşamanızdır. Tok açın halinden anlamaz! O halde oruç*1 bir açın halinden anlamanın en kolay yoludur.

Oruç söz konusu olunca herkesin bir bahanesi oluyor. Birinin midesi diğerinin başı ağrıyor. Birinin şekeri çıkıyor, on bir ay boyunca tatlı, çikolata ve dondurmaları yiyen o değilmiş gibi. Biri uykusuzluktan dem vuruyor. Başkaları karşılıklı olarak birbirlerine tutmama ruhsatı veriyor. "Tut, o da seni tutar" diyenine pek rastlamadım. Ama iş tutmama ruhsatına gelince herkes Şeyh-ül İslam kesiliyor!

Kimse kimsenin özelini bilemez. Evet, bazıları gerçekten rahatsız olabilir. Bazılarının hayati tehlikesi dahi olabilir. Bunlar zaten ruhsatı Kitap*2 tarafından verilmiş şeyler. Nasıl yapılacağı, ne şekilde hareket edileceği*3 gibi sınırları önceden belirlenmiş şeyler.

Ama bir düşün bahaneler üreten: olmayan, "yokluktan midem ağrıyor o halde olsun, migren ağrım tuttu bugün aç durmayayım, şekerim çıkar, tansiyonum düşer çok uzun süre aç kalmayayım" diyebiliyor mu? Cevabı biliyoruz... O halde bahane üretmeyi bırakıp tutunmak istemediğini açık yüreklilikle söyle. Nedenlerin yine sana kalsın kimseye açıklama yapmakla mükellef değilsin. Senin tutmama nedenin sana, tutmak isteyen kişininki kendinedir...

Benim ki bir hal üzere anlama çabası değil. Bir hal üzere unutmama çabasıdır. Anlamıyorsan anlamaya çalış. Anlıyorsan unutma... Unutursan unutulursun unutma... Oruç birçok şey demektir ve fakat sen sırf duygudaşlık kısmını anla sonrası gelir zaten.

---

*1 Bakara Suresi ﴾183﴿: Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

*2 Bakara Suresi (184): Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

*3 Bakara Suresi (185): (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.

19 Temmuz 2012 Perşembe

Aşk

Aşk kırılma tehlikesine rağmen birinin elinden tutup donmuş bir nehrin üzerinde yürümek değildir, yanacağını bile bile yerdeki korların üzerinde yürümektir aşk, hem de yaşayacağın acıdan ölesiye korkmana rağmen.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Av ve Avcı

Avlanmaktan korkan hayvanlar gibiyiz
Öylece susmuş kulak kesilmişiz sadece
Oysa çığlık çığlığa koşmalıydık kaçmak için
Kaçıp da saklanmak için
Şimdi gece, susar karanlığımız
Saklar bizi kendi içinde
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Kendi türümüzün hem avcısı hem de avı olmuşuz
Savunma yeteneklerimiz biliniyor önceden
Koşup kaçabilenler çok yetenekliler sadece
Bir de saklanabilenler
Şimdi gece, susar karanlığımız
Saklar bizi kendi içinde
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Avının peşinde yırtıcı hayvanlar gibiyiz
Öylece dikkat kesilmiş dinliyoruz sadece
Oysa insan gibi konuşabilmeliydik, anlaşabilmeli
Pusular kurup saklanıyoruz oysa
Şimdi gece, susar çirkinliğimiz
Saklarız kendimizi gecede
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Su kenarında susuzluktan kavrulan hayvanlar gibiyiz
Tek derdimiz susuzluğumuzu giderecek bir kaç damla
Oysa durup kalmışız sadece
Pusular kuranların pusularından yılmış vaziyette
Şimdi gece, saklar mâsun ve hüzünlü gözlerimizi
Saklar gözlerimizden süzülenleri
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Sibel ve Irfan evlendi.


Önceki gün en eski arkadaşlarımdan İrfan ve Sibel evlendi. Biz de şahitleri olarak oradaydık...

Dostum, Allah kalbinizdeki ve aklınızdaki hakkınızda hayırlı olan tüm dileklerinizi gerçek kılsın.

Birbirinize sevginiz, saygınız hiç eksilmesin ve en önemlisi mutluluğunuz daim olsun.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

İki şarkı

Dostum,

İlk kez, izlediğim iki dizide duyduğum iki şarkının sözleri aşağıdakiler... Yorumsuz...




Gitsen de

Yollar nereye götürecek seni
Bu yara bitirecek seni
Hangi aşk dindirebilir ki öfkeni
Sevmek eskisindende zor
Yalnızlık ateşden kor
Zaman geçse de yine sönmüyor
Kör, kör hayat ölüm kadar ağır
Kulaklar birbirinden sağır
Vicdanlar kör, kör
Gör, gör hayat ölüm kadar ağır
Kulaklar birbirinden sağır
Vicdanlar kör, kör
Herkes bir gün yalnız kalır
Gece çöküp gün kararınca
Her yanını nefret sarınca
Kader seni çağırınca, hadi git
Sokaklar üstüne varınca
Masum sesler bağırınca
Kader hep seni çağırınca,
 hadi git
Sen gözüm gitsen de

Söz, Müzik: Aytekin Ataş
Söyleyen: Aytekin Ataş


       


Hakim Bey

Şikayetim var cümle yasaktan
Dillerimi Hakim Bey bağlasan durmaz
Gelsin jandarma polis karakoldan
Fikrim firarda mahpusa sığmaz eyvah
Gün olur yerle yeksan olurum
Gün olur şahım devri devranda
Kanun üstüne kanun yapsalar
Söz uçar yazı iki cihanda eyvah
Sussan olmuyor susmasan olmaz
Dil dursa Hakim Bey tende can durmaz
Yazsan olmuyor yazmasan olmaz
Kaleme tedbir koma tek durmaz

Söz, Müzik: Sezen Aksu
Söyleyen: Mehmet Erdem












9 Temmuz 2012 Pazartesi

Savaş isteyenlere...

SİNOPSİS*

Bebek ağlar
vapurlar geçer
bazı sulardan
bebek ağlar
bütün sular güneye mi akar
kuzeye bazı sular
kabarır deniz olanlar
deniz ağlar

boyna keser keser keser
geveze berber
tüfeğini alır asker
pek çok asker
uçak düşer
ölür içindekiler
ne çok avcı ne çok tavşanın
peşine düşer
bebek ağlar

bazı ülkelerde savaş başlar savaş biter
savaş yine başlar biter
anneler çocuklar askerler ölür
(baba zaten askerdir)
fotoğraflar biraz daha büyütülür
duvarı kaplar ölmüşler
bebek ağlar

bazı ülkelerde
bazı insanlar bağırır
Devrim Devrim Devrim
(devrim birkaç zaman
büyük harfle yazılır.)
sonra birden kapanır
bütün hoparlörler

anneler ağlar
gözleri dağlarda (asılmışlar)
dağlar ağlar sular ağlar
anneler babalar ağlar
bebek ağlar

GÜLTEN AKIN

Savaş isteyenler bir daha, bir daha ve bir daha okusunlar ta ki anlayıncaya kadar. Çünkü savaş olur; askerler ölür, anneler ölür, babalar ölür, bebekler ölür. 


Ölüler ağlar mı? 


Ağlar!..

*Gülten Akın'ın Kuş Uçsa Gölge Kalır adlı kitabından alıntı.
Yanılsama / 2009 -2013