31 Ekim 2010 Pazar

Eşek Arılarının Kovanını Tekmeleyen Kız (The Girl Who Kicked the Hornets’ Nest)

Milenyum (Millennium) serisinin son kitabını da bitirdim. Diğer kitaplar hakkında değerlendirme yaparken geniş bir şekilde özetini ve canım ülkeme olan benzerliklerini de yazacağımı söylemiştim. Şöyle ki;

İlk kitap olan Ejderha Dövmeli Kız (The Girl with the Dragon Tattoo)’ı yazarken, yazar Stieg Larsson konuyu buraya bağlamayı düşünmüş müydü, bilmiyorum. Ancak konu, çok yakından tanıdığımız bir derin devlet hikâyesine dönüşüyor. İkinci kitap olan Ateşle Oynayan Kız (The Girl Who Play with Fire)'ın tam anlamıyla bir sonu olmadığını ve üçüncü kitabın konuyu doğrudan devam ettirdiğini söylemiştim daha önce.

28 Ekim 2010 Perşembe

İntiharın genel provası*

Bir dolu insan toplanmış seyrediyor. Uç bir örnek çıkıp bağırmıyor, “hadi atlasana” diye, son zamanların aksine. Ama yine de seyrediyor kalabalık. Belki de merak ediyor sonucu. Atlarsa ne olur yorumları havalarda uçuşuyor belki de. Kimi bu kadar yakından şahit olmasına şaşırıyor böyle bir şeye.

Polis, bir yandan etraftaki kalabalık bir yandan trafikle uğraşıyor.

İtfaiye, ön hazırlıklarını yapmış, daha iyisini yapmak için çırpınıyor.

Cankurtaran, “olay” yerinde çoktan...

Olay?

Olay, çatıda bir adam olması!

Olay, kalabalığın orada olması!

İtfaiye, polis ve cankurtaranın aynı anda aynı yerde olması!

Olay, bir intiharın genel provası!

Olay, çatıda bir adam olması..!

Çatıdaki adam son bir bakış atıyor etrafına ve bırakıyor kendini boşluğa. Yok, hayır atlıyor aslında. Bırakmıyor kendini. Uzmanlar bunu analiz ettiklerinde böyle mi algılarlar acaba? Bir kararlılık göstergesi! Ya da açılan brandaya doğru bilinçli/bilinçsiz bir yöneliş mi?

Olay, çatıdaki bir adam ve bir intiharın genel provası..!

Sonuç mu? Sonunda herkesin gördüğü; bir intiharın genel provası!

*Dün birkaç bina ötemizdeki bir binanın çatısından biri atladı. Hem de ne için..!
Metallica, Mama Said’de çok güzel söylüyor aslında; “Oğul, hayatın açık bir kitaptır, bitmeden kapatma.”


Metallica - Mama Said

19 Ekim 2010 Salı

Günün getirdikleri

Kendime not: Başkaları çaktırmadan karşısındakini suçlamayı marifet sayıyor. Sen kimsenin ne dediğiyle ilgilenmeyip doğru bildiğini yap.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Modern Yanılgı

Sevmiyorum bu modern zamanları
Telefonların biz olmayan yanlarını
Ben, "Bu akşam ölürüm kimse tutamaz" diyorum,
Demek istiyorum.
Karşımdaki okuyor; "Bu aksam olurum..."
Sevmiyorum bu modern zamanları

5 Ekim 2010 Salı

Atesle Oynayan Kiz (The Girl Who Play with Fire)

Stieg Larsson’un Milenyum("Millenium") serisini okumaya devam ediyorum. İlk kitabı bitirdiğimde diğerlerini ara vererek okurum diye düşünmüştüm ki öylede yaptım. Araya birçok kitap girince ikinci kitap daha yeni bitti. Ancak üçüncüyü ara vermeden okumak elzem oldu. Bir ön uyarıda bulunayım; eğer ikinci kitaba başlamadıysanız ve Türkçesinden okumayı düşünüyorsanız üçüncü kitabın çevirisi çıkmadan başlamayın. Zira sonra çok canınız sıkılabilir beklerken.

3 Ekim 2010 Pazar

Toyota Pazarlama Ve Satış Anonim Şirketi

Türkiye’nin en kötü müşteri memnuniyetine sahip firma: Toyota. Onlarca telefon görüşmesi, sayısız yazılı başvuruma rağmen, haksız olduğumu düşündüklerini söylemek için dahi tarafıma dönmemiş bir firmadan bahsediyorum.

Japonya ve Avrupa bölgesine dahi şikâyetlerimi ilettim. Ancak Türkiye’de farklı bir firma olduğunu ve tüm şikâyetlerle ilgilenmesi gerekenlerin onların olduğunu öğrendim. (Satışı başka firma, üretimi başka firma yapıyormuş Türkiye’de) Onları kime şikâyet edeceğimi sorduğumdaysa hiçbir cevap alamadım. Bu Toyota'nın dışarıda da berbat bir müşteri memnuniyeti anlayışı olduğunu gösteriyor.

Eğer Türkiye’de araç almayı düşünüyorsanız listenizden Toyota’yı hemen silin. Firmaların kalitesi sorunlu zamanlarda ortaya çıkar. Sorununuz yokken tüm firmaların müşteri memnuniyeti üst sınıftır. SAKIN Toyota  ALMAYIN!

Toyota Pazarlama Ve Satış Anonim Şirketi’ndeki herkes çok acil müşteri memnuniyeti eğitiminden geçmeliler. İçyapılarını sorgulamalılar.

*Internette arayanlar bulsun diye etiketler: Toyota, Corolla, şikayet, memnuniyet, sorun, alınır mı alınmaz mı, satılık, karşılaştırma.

Siz siz olun alacağınız aracın fiyatına bakarak iyi hizmet alacağınızı sanmayın.

Not: Merak eden olursa bana eposta atsın tüm detayları paylaşırım. Bir kişiyi bile Toyota almaktan kurtarabilirsem sevaba girerim.

Not 2: Allah'tan benim babam Toyota gibi adam değil!

2 Ekim 2010 Cumartesi

Gündoğdu, Rize'de aslında ne oldu?

26 Ağustos günü Gündoğdu’da bir felaket senaryosu gerçek oldu. Yörenin en yaşlı insanı bile buna benzer bir şey hatırlamıyordu; bir tek ona da babasının anlattığı benzer bir olay vardı. Tam bir asır önce…

26 Ağustos günü Rize’de metrekareye 166 kilogramdan fazla yağmur düştü. Ancak bu ölçümler Gündoğdu’da ki yağışı değerlendirmek için doğru bir istatistik sunamaz. Orada olanlar 2 metre ötesini göremeyecek kadar yoğun ve kuvvetli bir yağış olduğunu söylüyorlar. Hatta hayatta ki hiç kimse böyle bir yağışı hatırlamıyor. Tabii bu normal bir yağmursa! Aşağıda neden böyle söylediğimi de anlatacağım.
Rize’ye gitmeden önce ben de çay ekimi ve arazi yapısının bu felakete yol açtığını düşünmüştüm. Evet, bunun da etkisi var mutlaka. Tarım politikaları, yöre halkının cahilliği, ağaçsızlaşan araziler bunların hepsi bu felakette etken. Ancak bu kadar da basit değil.

Bu felakette Gündoğdu deresi taşarak 130’dan fazla aracı önüne katıp sürükledi ve hepsini kullanılamaz hale getirdi. Bizim evimizin önündeki köprünün altından yedi tane araç çıkarıldı. Ancak şükürler olsun ki, araçların içinde bir tek kişi dahi yoktu. Heyelanlar yarım saat önce veya bir saat sonra yani iftar veya teravih vaktinde olmuş olsa sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum. O yolda çalışan minibüslerin, araçların tıklım tıklım dolu olarak yolda olduğu saatler bunlar.

Gündoğdu deresinin sicili epey kalabalıktır. Normal zamanında suyun yüksekliği bir karışı geçmez. Ama biraz yağmur görmeye görsün. Hemen metrelerce yüksekliğe ulaşır. Bu sefer yağmurlarla birlikte her yüz metrede bir yukarılardan kopup gelen heyelanlarla birlikte küçük barajcıklar da oluşturdu. Onlarca metre uzunluktaki senelik ağaçlarda kopup bu barajları destekledi. Tüm bu bileşenler derenin siciline bir taşkın daha ekledi. Ancak dere taşması hiç kimsenin canına mal olmadı.

İşin aslında ne oldu kısmı çok karışık. Ben orada değildim. Ancak ikinci günü gidebildim. Evet, yukarıda saydıklarımın hepsi etken. Bunun yanında da bazı görgü tanıkları bir hortumun Gündoğdu vadisine girdiğini görmüşler. Kıyıdan epey içerilerde de balıklar bulunmuş. Bu her yüz metre de bir çaprazlama olarak oluşan toprak kaymalarını, yarım asırlık ağaçların yerlerinden nasıl söküldüğünü açıklayabilir. Meteoroloji neden bunları açıklamadı derseniz. Devletimin Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesinde tam teşekküllü bir istasyonu yok cevabını alabilirsiniz. Hiç şaşırmayın!
Resim: bu resmi seçmemin sebebi ağaçlık alanlarında aynı akıbeti paylaştığını göstermek.
Tüm olanlardan sonra devletten işini yapan bir tek Kızılay vardı ya da en azından ben sadece onları gördüm. Başbakan bölgeye geldiğinde tek cümle söylemiştim; “Umarım siz gittikten sonra da bu çalışmalar devam eder!” Kendisi geldiği gün çalışan 70 makineden o gittikten sonra yalnızca 3 tane kaldı. Gerçi zaten onlarında bir şey yaptıkları yok. Tüm odaklarını dereye ve onun kenarlarını duvar yapmaya yöneltmiş durumdalar. Ki, bunun yaşananlarla çok fazla ilgisi de yok. Evet, yapılması gerekiyor ama ilgisi yok. Sonuçta ülkemde yine otoritenin gözü boyandı ve gerisi boş verildi.

Biz mi? Ailemde sağlık açısından hiçbir problem yok çok şükür. Yaşanan stres ve ölenlerin üzüntüsünden başka bir derdimiz yok.

26 Ağustos günü Rize’de ne oldu? Validemin sözleriyle; “Kıyametin bir provası yaşandı.” Tıpkı 17 Ağustos depreminden sonra depremi yaşayanların söyledikleri gibi…
Yanılsama / 2009 -2013