18 Temmuz 2010 Pazar

Frenk üzümü

Geçen sene Ekim gibi Rize’den dönerken getirdim yanımda. Tam 1200 km toprağını dahi dökmeden arabanın en güvenli yerine yerleştirip getirdim, görüşümü engellemesine aldırmadan. Buraya ilk getirdiğimde tek yaprak dahi yoktu üzerinde. Ben pek anlamadığım için babam sağ olsun saksını değişti, yeni toprak ilave etti, gübresini ayarladı, budadı. Epeyce ilgilendi yani kısacası. Onlar gittiğinden beri de ben ilgileniyordum. Bir iki kez dışında sulamama bile gerek kalmadı, yağmurlar sağ olsun.

Hemen ki bir sene bekledikten sonra ilk salkımlarını vermişti bir ay kadar önce. Ancak İstanbul’da ve balkonda böyle bir meyve yetiştirmek hiç kolay olmuyormuş onu anladım. Nerdeyse hafif belirginleşen her taneyi kumrular ve serçeler afiyetle yediler (Keşke onlar da benim kadar sabırlı olsaydılar. Yine yeseydiler ama olgunlaşmasını bekleseydiler.)

Geçen haftaki aşırı sağanaklar nedeniyle balkonun kenarından sızıntı olmuş alt komşuya. O da balkonun üstünü kapatmış. Tabii ben de “Keşke saksıyı içeri alsaydın, en azından orada kavrulmazdı.” diye serzenişte bulundum. Ama fidanın üstünü açınca bir baktım ki birkaç tane bizim misafirlerden kurtulmuş ve olgunlaşmışlar. Tabii hemen fotoğrafladım (Normalde böyle bir fidan sürekli olarak bir eve yetecek kadar meyve verir. Öyle ki gövde ve yaprakları göremezsiniz meyvelerden.)

Sonuç mu? İlgilenilen, sevilen ve üstü örtülen fidanlar dahi bazen meyve verebiliyor, güneşten ve sudan olan tüm esirgenmelerine rağmen. Sabır her zaman işe yarıyor. Siz ne kadar ilgi gösterseniz de çabalarınız yetersiz kalabiliyor. Herkes sizin gibi olmuyor. Her şey sizin düşlediğiniz kadar çabuk olgulaşmayabiliyor. Olgunlaşmış olsa dahi bir şeyler onu yerinden edebiliyor. Bazen yanlış gözüken şeyler aslında gözüktüğü gibi olmayabiliyor. Sonuç mu? Sahi konu neydi? Frenk üzümü değil mi?!

1 yorum:

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Yanılsama / 2009 -2013