26 Kasım 2009 Perşembe

İşine geldiği yerden bakmak

Yarın Kurban bayramı. Haftalarca öncesinden yine başladı insanlar katliam, hayvanlara işkence ediliyor. Etler uygunsuz koşullarda kesiliyor. Din böyle bir şeyi emretmez, yapmayalım. Bir kötülemedir gidiyor. Bu bayramların hiç mi iyi bir yanı yok? Bayram denince akla ilk gelen şey tatil olmak zorunda mı?

Malum bizde birçok şeyin anlamını değiştirip, içini boşaltıp sadece şekle indirgeme hastalığı var. Eleştiride de had, sınır tanımamayı da ekleyin bunun üstüne. Bayramların esas manasından, hikmetinden çok yine o bunu yaptı bu bunu söyledi diye tartışıyorlar. Televizyonlar, gazeteler, radyolar ve hatta günlükçüler şekle takılıp avazı çıktığı kadar bağırıyor. İnsanlar bazen kendilerine gösterileni görmezden geliyor (Bunu anlayan anlar.) Hep kötüye yoruyor hep kötüden bekliyorlar. Tam aksi olması gerekirken birinin dindar olması ona kötü gözle bakılması için yeterli oluyor (Bu şekilde, mahalle baskısı diye bağıranlar esas mahalle baskını kendilerinin yaptığın pekâlâ farkındalar. Ama kendi hayat tarzları etkilenmediği sürece pek umursamıyorlar.) Biri onlara doğruyu gösterdiğindeyse işlerine gelmiyor ve kafalarını başka yöne çeviriyorlar.

Dediğim gibi her şeyin içini boşaltmakta, başka toplumlardan aldığımız iyi denebilecek şeylerinde sadece dışıyla yetinmekte üstümüze yok. Bu din konusunda da böyle teknoloji konusunda ve hatta yaşam tarzı konusunda bile böyle. Bayramların isimlerini değiştirip içlerini boşaltmak bunun en güzel örneği. Ramazan Bayramı diye bildiğimiz – ülkemizde inatla şeker bayramı diye değiştirilmeye çalışılan- bayramın gerçek adı Fitre Bayramıdır. Ama isimlerin ne önemi var değil mi? Kurban Bayramı örneğinde olduğu gibi; Kurban’ın Türkçe bir kelime olmadığı, Arapçadan doğruca dilimize girmiş olduğu –diğer birçok kelime gibi- ve anlamının da yaklaşma/yakınlaşma olduğunun bilinmemesi, unutulması gibi. Öyle ki Kuran’da; “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir." (Hacc 22/36;37) diye belirtilmiştir. Ben biraz daha ileri giderek bu yakınlaşmayı insanların birbirine yakınlaşması olarak da algılayabileceğimizi söyleyebilirim. Öyle ya tüm bayramların ortak amacı aslında küslerin barışması, zenginlerin fakirlere yardım etmesi, eşitlik ve adalet uğrunda küçücükte olsa adımlar atılması değil mi?

Ama yok, dini olan kötü demek modernliğin ölçütü olarak gösterildiği için günümüzde ve özellikle ülkemizde; bu bayramı da eleştireceğiz. Mesela, gücü ancak yeterek dininin gereklerini yerine getirerek kurban kesene vahşi gözüyle bakacağız. Kurban kesmek yerine para, giysi yardımı yapına getireceğiz olayı. İlla kötüsünü çıkartacağız. Ama arada hep unutacağız, aslında mezbahalarda kesilen hayvanların kurban bayramlarında kesilen kurbanlar ölçüsünde azaldığını. İnsanların tek amacının ibadet etmek olabileceğini ve bunda da en az bizim kadar özgür olduklarını hatırlamayacak ve hatırlatmayacağız. Bu konu daha çok su kaldırır ama gerek yok. Bir şeyi hatırlayalım yeter; ne dinsel ne de dünyevi hiçbir şeyi şekle sığdırmaya çalışmayıp biraz da olsa arkasındaki maneviyata bakalım.

Şekilselleştirilmemiş, herkesin etrafındaki ihtiyaç sahiplerini gözettiği, yardımlaşmanın had safhaya ulaştığı, sağlık, mutluluk ve neşe dolu bir bayram dileğiyle…

Not: İbadetini ibadet gibi yapmayanları yani hayvanlara, çocuklara ve hatta rahatsızlık vererek insanlara eziyet edenleri hoş görmüyorum. Ancak bunların varlığı dolayısıyla da çoğunluğun amacı olanları göz ardı etmek bana yanlış geliyor.

24 Kasım 2009 Salı

Eski mesleğe dönüş

Benim için uzunca sayılacak bir dönem ara verdiğim mesleğime geri döndüm bugün itibariyle. Enformasyonla başlayıp, iktisat ve sonra bilgisayar mühendisliğine uzanan ömür boyu öğrencilik mesleğine sosyoloji ile devam ediyorum.

Dün kura çekip farklı bir bölüm belirlemiştim. ÖSYM sistemine benzediği ve çıkan bölümün fakültesi olmadığı için vazgeçtim. (Belki birazda işin şansa kalması hoşuma gitmediği için.)

Bu bölümden sonraysa yarım kalan yüksek lisansı tamamlarım belki. Tabii dört sene sonra...

20 Kasım 2009 Cuma

Severdim senden önce

Severdim senden önce kuşları
İlk onlar selamlardı sabahı
Gece biter güzel bir gün başlardı
Sabahın habercisiydi kuş cıvıltıları

Severdim senden önce sabahları
Sabahın ilk ışıklarını
Gece biter güzel bir gün başlardı
Güneşti sabahın en güzel yanı

Severdim senden önce gündüzleri
Yazları birde uzundu günleri
Yaşanırdı dolu dolu
Aydınlıktı her gecenin sabahı

Severdim senden önce birçok şeyi
Ama gece olmalıydı rengi hayatımın
Yüzünü göremesem de rüyada gibi
Tesellisi beraber uyanmaktı gecenin sabahı

Severdim senden önce hemen her şeyi
Gün geceye karıştı gece de güne
Daha bir sever oldum gün batımını
Bitti bu gece de yüzünde sabah ışıkları

En güzeli seninle olmaktı gecenin
Bu yüzden zordu sabahın ilk ışıkları
Ayrılığı çağıran kuş cıvıltıları
Kuşları uyandıran gün ışığı

19 Kasım 2009 Perşembe

17 Kasım 2009 Salı

Açlar Ordusu


If you agree that this situation is unacceptable, make your voice heard by signing on to the 'I AGREE' petition below. (Sesinizi duyurmak için buna katıldığınızı belirtmeniz yeterli... Neyin kabul edilemez ve neye katılacağınızı sayfaya girdiğinizde anlayacaksınız. Ana sayfadaki video da oldukça açıklayıcı olmakla birlikte Türkçe detaylar için Sabah gazetesinden Erdal Şafak'ın yazısına da göz atabilirsiniz.)

15 Kasım 2009 Pazar

Yer Açmak

Yaşam bir yapboz gibi ve biz de bu yapının şekli, renkleri ve yerleri birbirinden farklı parçalarıyız. Aynı çok parçalı yapbozlarda olduğu gibi hayatta da bazı parçalar olmamaları gerektiği yerlere oturabiliyorlar. Kendi yerlerinde olmayan küçücük parçalar bile resmin tamamının doğru şekilde oluşmasını engelleyebiliyor. Sorun yanlış parçanın etrafındaki doğru yerleşebilecek diğer parçaların yerlerini de işgal etmesi ile daha da içinden çıkılmaz bir durum alabiliyor.

13 Kasım 2009 Cuma

Ağacın dalları ne kadar yüksekteyse kökleri de o kadar derine ve karanlığa gömülmüş demektir.


10 Kasım 2009 Salı

Yalnız ve güzel ülkemin yalnızlaştırılan yalnız ve güzel insanı...





Şimdilerde O’nu hatırlıyorum diyenlerin en çok unuttuğu ve aramadığı bugüne rağmen O da bir insandı, örnek bir insan. Yalnız ve güzel ülkemin yalnızlaştırılan yalnız ve güzel insanı…





"Bazen hiç umulmadık adamdan, ben pek çok şeyler öğrenmişimdir. Hiçbir kanaati değersiz görmemek lâzımdır. Neticede, kendi fikrimi uygulayacak bile olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım."

"Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır, kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin."( 1908 )
Mustafa Kemal Atatürk







8 Kasım 2009 Pazar

Tüyap Kitap Fuarı

Fuarların son günü veya hafta sonu fuarlara gitmeme kuralımı bir kere daha bozup dün kitap fuarına gittim. Bütün öğretmenler sanki o günü bekliyorlarmış gibi öğrencileriyle oradaydılar. Bunun yanında tüm kitap evleri birer ikişer yazarlarının imza günlerini de ayarlamışlar. Eğer yazarlardan imza almayı ve resim çektirmeyi seviyorsanız, eminim bugün de aynı olacaktır. Yalnız bir yazardan imza alırken ne yazmamı istersiniz diye sorarsa ona “Dürüstçe şu an aklınızdan geçen ilk kelime veya cümle, lütfen.” karşılığını vererek, mümkün olduğunca uzaktan seyretmeyi deneyin. Emin olun eğlenceli oluyor.

Bu arada fuarın çeşitli yerlerine aradığınız yayın evi, kitap veya yazarı bulmanıza yardımcı olacak ve arama yapabildiğiniz ekranlar koymuşlar. Bunlar olmadan orada aradığınız şeyi bulmanız oldukça zor. Ben kendi adıma aradıklarımın yarısını bulamadım. Ama diğer yarısı da benim için yeterli oldu. Fuarın bugün son günü, öğretmen-öğrenci ve emeklilere ücretsiz giriş imkânı sunuyorlar. Kendi arabasıyla gitmek isteyeceklere de küçük bir uyarıda bulunayım, trafik çok kötüydü dün, otopark giriş ve çıkışı da çok sorunluydu. Bunu düşünerek hareket etmenizde fayda var.

6 Kasım 2009 Cuma

Hayat

Hayat bir fırtına
Her an kopmayı bekleyen
Bir pamuk ipliği ya da
Tutunduğunuz, uçurumun kenarında

Hayat bir muamma
Herkesin farklı yorumladığı
Bir zevk yumağı belkide
Yaşayıp durulacak sadece

4 Kasım 2009 Çarşamba

10 Kasım

Yine ilginç bir inatlaşma ve söz dalaşı var ortada. İktidar demokratik [s]açılım meclise açılımını (Nihayetinde herkesten sonra) 10 Kasımda gerçekleştirmek üzere karar çıkarttı meclisten. Çıkarttı çıkarmasına da yine bir ton gereksiz tartışmaya neden oldu.

Zaten [s]açılım denilen şeyin uygulanış şekline karşıyım. O yüzden ne tartışılacağı veya açıklanacağı çokta umurumda değil aslında. Ancak bunu yapmak için öyle bir günü seçtiler ki; resmen kışkırtma. CHP ve MHP’den tepki gelmeyeceğini düşünmüş olmaları mümkün değil. Bunun büyük tartışma yaratacağını mutlaka bekliyorlardır. Ancak hepimiz bir şeyi atlıyoruz. Aynı şekilde basın ve muhalefet de bunu yapıyor (Ben bilerek yaptıklarını düşünüyorum.) Ne zaman “önemli” bir şeyler konuşulacak olsa içerikten ziyade şeklinde takılıp kalıyoruz.

Önceki sene Başbakan yurt dışı gezisine giderken hava alanında bir laf attı ortaya “Siz Atatürk’ün resimlerini para ve resmi dairelerden kaldırttınız.” diye. Başbakan yurt dışından dönene kadar bunla yattık bunla kalktık. Kimse yahu bu adam yurt dışına niye gitti diye merak etmedi. Herkes onun ettiği bir laf üzerinde döndü durdu.

Bakın ülkenin içinde bulunduğu kısır tartışmalara. Bizim gözümüz, kulağımız bu safsatalardayken neler yapılıyor neler. Sanmayın ki bu şimdiki iktidarın bulduğu bir şey. Geçmişten günümüze tüm siyasetçi ve dolandırıcılar bu yöntemi kullanmışlardır; İpe bir cambaz çıkartırsın bir de çığırtkan tutarsın, bağırır durur “Bak düşüyor! Düştü! Düşecekti!” diye, halk bunu izler-dinlerken yan kesici toplar herkesin cebindekini. Şimdi de tam olarak bu yapılıyor. Kuş-domuz gribi, kene gibi şeyler çıkartıp insanları ürkütüp duruyorlar. En basitinden biri “türban” diğeri “başörtüsü” deyip üniversitelerin ne kadar kötü durumda olduğunu gizlediler senelerce. GDO (Genetiği değiştirilmiş organizma) ile ilgili yönetmelik yayınlıyorlar, tepki gelince biz ülkeye girişini yasaklayacaktık diyorlar. Siz biliyor musunuz ki kaç senedir biz o ürünleri zaten yiyoruz. Yani bu da kısır bir tartışma (Bu ülkede güzel şeyler de oluyor. Mesela eski Anadolu tohumlarını canlandırma çabası içinde olan kurum ve insanlar da var ve sayıları hiç de az değil. Bu gibi güzel ve yararlı bilgilerin ekranlarda ve gazetelerde neden yer bulamadığının kararını da size bırakıyorum.) Şimdi de son örneğini yaşıyoruz tüm bu göz boyamaların. [S]Açılımın ne olduğu 10 Kasımda mecliste İçişleri bakanı tarafından açıklanacak. Biz yine şekline saplanacağız.

Ne iktidarı iktidar ülkemin ne de muhalefeti muhalefet. Hadi iktidar kötü niyetli diyelim. Muhalefetin derdi ne? Her şeyi evirip çevirip Atatürk’ün ve rejimin üstüne tartışmalara çevirip hiçbir üretkenlikleri olmadıklarını kanıtlıyorlar resmen. Medya denilen tek dişi kalmış canavar en iyi destekleyicileri zaten her ikisininde.

Ne güzel demiş Atatürk, anlayana. İktidarından anlaması beklenmeyen, muhalefetinde sadece işine gelenlerini anladığı bazı deyişleri aşağıda Kurucumuzun (Bence herkes anlıyor da, işine geldiği gibi...):

Bir adam ki büyük olmaktan bahseder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak için evvelâ büyük adam olmak lâzımdır; der ve bunun için bir de örnek seçer, onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı inancında bulunur, bu, adam değildir. ( 1908 )


Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz nasihatim budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belâsıdır. İlk önce kafası kırılacak adam budur. Mensup olduğum Türk Milleti'nin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım, şerefim vardır. Asla başka değilim. ( 1923 )


Beni görmek demek, behemehâl, yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir. ( 1929 )

Bakın cambaz ipin üstünde. Düşüyor! Düşecek! Düştü! Düşecekti..!

2 Kasım 2009 Pazartesi

Kolayı seçmek ya da...

"Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur.

Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır."*

*Matta Incili 13 - 14
Yanılsama / 2009 -2013