25 Şubat 2009 Çarşamba

Dik durabilmek

Her zaman çok yönlü olarak yaşıyoruz. Hep biri ya da bir şeyleri idare etmek, ayakta tutmak zorunda kalıyoruz ya da tam tersi olarak birileri bunu bizim için yapıyorlar. Dün bir müşteride konuşurken verdiğim bir örnekten yola çıkarak kendime ve burayı okuyanlara bir not düşmek istedim.

İçinde çay, kahve, şarap veya rakı olan bir bardak düşünün... Her birini içerken bardağın masada ya da her nerede olmasını istiyorsak orada durmasını isteriz. Bize sohbet ederken ellerimizi kollarımızı sallayacak, sarılacak yer ve imkân tanımasını bekleriz. Normal bir bardak bu büyük ihtişamlı işi bizim için rahatlıkla yapacak ve bundan gocunmayacaktır. Ancak peki ya bardağın şekli alışık olduğumuzdan biraz farklıysa... Mesela dibi dar üstü geniş bir huni şeklindeyse (Evet, hani şu kafaya takılanlardan... ;) ) Bu yapıdaki bir bardağı hep elinizde tutmalısınız ya da bardağın durabileceği bir yer veya bir araca sahip olmalısınız. Sürekli daha iyisini geliştirmeli ve kendinize rahat bir ortam oluşturmak için bir devinim içinde olmalısınız. (İşin ilginç yanı bu yaptıklarınız ne bardak ne de içindeki için hiçbir şey ifade etmez diyemiyoruz burada...)

Hayatta bir şeyleri dik tutmak için zamanımızın büyük bir bölümünü harcıyoruz. Arkadaşlarımızla aramızı iyi tutmak için, sevgilimizle kavga etmemek için, aile bireylerimizle bağlarımızı kopartmamak için, mutlu kalmak için, üzülmemek için... Sizde listeye yeni öğeler ekleyip bunu genişletebilirsiniz. Yaptığımız şey ve sonuç hepsinde aynı aslında... Temeli en güçlü ve kuvvetli olan şeyse genelde bizi en az yoran, en çok mutlu eden şey oluyor.

İşin özü; Evet, bir şeyleri ve özellikle kendimizi geliştirmek için elimizden gelenin en iyisinden fazlasını yapmalıyız. Ama başkalarının şekillerini kendilerine bırakmalıyız. Biz kendimizi mutlu eden yanlara bakmalı ve evet bazen destek olmalı, bazen destek olunan olmalıyız. Yani çay, kahve, şarap veya rakı ne içiyorsak içelim kullandığımız bardağın buna uygun olmasına dikkat etmeliyiz. Benim şahsi favorim kesinlikle ince belli çay bardağı ve demli bir çay (İyi ve güzel yönleri tasvir ederdim burada ama birileri üzerine alınır yine ;) )... Ya sizin ki..?

19 Şubat 2009 Perşembe

Delilik hali

Bir sabah aniden başladı
Sen geldiğinde mi
Ben gittiğimde mi
Bilemiyorum
Tek bildiğim
Aynadaki yansımamın kaybolduğu önce
Sana bakar buldum kendimi her sabah
Seni gördüm her karanlık camda
Suda, şarapta, her siluette
Bilir misin hiç nasıl bir duygu
Nasıl bir duygu
Her parıltıda seni görmek
Bilmezsin, bilemezsin ki ben de anlatamam
Tek bildiğim
Bir sabah aniden başladı
Bu delilik hali
Bilemiyorum tam olarak
Nasıl
Hangisi önce oldu
Sen mi geldin
Ben mi gittim yoksa
Tek bildiğim
Bir sabah aniden başladı
Bu delilik hali
Sonra ruhum kaybolmaya başladı
Peşinde
Önünde
Yaşantında
Ruhların kanatları yok
Bilir misin
Bilmezsin, bilemezsin ki ben de anlatamam
Tek bildiğim
Bir sabah aniden başladı
Terk etti ruhum bedenimi
Peşinden
Arkanda
Ruhum peşinde
Aklım sende kaldı
Bir sabah aniden başladı
Bu delilik hali
Sen gittiğinde mi
Ben geldiğimde mi
Bilemiyorum
Belki de bilmek istemiyorum
Tek bildiğim
Bu bir delilik hali
Ve bir sabah aniden başladı
Seni gördüğümde mi
Beni görmediğinde mi
Bilemiyorum

11 Şubat 2009 Çarşamba

Yan Etki

Üç vakit oldu sadece
Konuşmayalı seninle
Nasıl bu kadar özledim
Günler neden bu kadar uzun geldi
Aylar, yıllar geçmiş gibi aradan
Ama bunda da mutlu olacak bir yön var
Daha uzun yaşıyorum senden
Her anımın anlamını hissediyorum
Sensizliğin verdiği acı
Bir yan etki sadece

Üç vakit oldu sadece
Duymayalı sesini kulaklarımda
Onlarca ritim parmaklarımın ucunda
Kelimelerin oyunu şiirler
Sensizliği anlatan
Ama bunda da sevinecek bir yön var
Daha iyi geziyor parmaklarım
Gitarın perdeleri üzerinde, daha etkili notalar
Ellerimin titremesi
Bir yan etki sadece

Üç vakit oldu sadece
Koklamayalı o güzel kokunu
Her şey daha bir farklı sanki
Senin kokun yok hiç birinde
Ayrı bir boğucu her biri
Ama bunda da bulurum bir şeyler
Her nefes alışım daha değerli mesela
Daha bir derin çekiyorum içime
Boğulma hissi ise
Bir yan etki sadece

Üç vakit oldu sadece
Görmeyeli senin gözlerini
Sen yokken yanımda
Yaşadığım her şey
Beni ben yapan bir değer sadece
Evet, sensizlikte de iyi bir yön var
Gerçek ben, insan olan ben
Çıkıyor her geçen gün biraz daha ortaya
Gözlerimdeki yaşlar mı?
Bir yan etki sadece

8 Şubat 2009 Pazar

Meksika Sınırı

İlk kez İstanbul’a döndüğüm hafta yazmayı düşünmüştüm hakkında. Annemin Ülke televizyonunda üç tane genç var, mutlaka seyretmelisin cümlesi olmuştu beni buna yönlendiren. İlk olarak anlamamıştım kimlerden bahsettiğini. Ta ki bir sabah tekrar programını açıp bak bunlar işte diyinceye kadar. Askere gitmeden önce müptelası olup seyrettiğim Meksika Sınırı programından bahsediyordu annem. Şiirden, edebiyattan, biraz siyasetten ve daha çok hayattan bahseden bu programın sıkı bir takipçisi olmuştu. Neyse neden yazmak istediğimi anlatmam biraz zor burada…

Aslında uzun uzun anlatmak isterdim programı burada ama beceremem. O yüzden kendi anlatımlarını buraya taşımayı tercih ediyorum.

“Herkesin Bir Meksika Sınırı Olmalı!” sloganıyla yola çıkan ve ismini Şair Mehmet Efe’nin “Meksika Sınırı” Şiirinden alan programı İsmail Kılıçarslan, Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf birlikte hazırlıyor ve sunuyor. Hedef her şeyin özgürce konuşulabildiği, tartışılabildiği “güney”e inebilmek ve gündemi ekrana taşımak yerine kendi gündemini yaratmak.

Cuma akşamları 22:00’da(tekrarı Pazar sabahları 08:00’de) ekrana gelen Meksika Sınırı “kurgusuz, kaygısız ve kusurlu” bir TV şovunun peşinde. Konuşulan her konunun daha önce konuşulmayan bir biçimde konuşulacağı özgür tartışma platformu Meksika Sınırı ÜLKE'de…

İsmail Kılıçarslan, Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf’un birlikte hazırlayıp sunduğu Meksika Sınırı, sanat, edebiyat, popüler kültür, sinema, sosyoloji ve sporun ağırlıklı olarak konuşulduğu bir platform. Özgür bir tartışma ve paylaşım platformu olarak tasarlanan programda her hafta haftanın getirdiği sanat, edebiyat ve popüler kültüre ilişkin tartışmalar konuşulurken, sinema ve spordaki güncel gelişmeler de aktarılıyor.

Ayrıca Facebook’da ilgili gruplarını bulup katılabilirsiniz. Kahraman üçlümüzün her birine ayrı ayrı selam olsun der ve iyi seyirler dilerim…

3 Şubat 2009 Salı

Şimdi mi?

Ne yani şimdi mi başlayayım konuşmaya
Anlatmaya kendimi sana
Onca fırsatın varken beni tanımaya
Şimdi mi karar verdin dinlemeye
Bakmak yerine görmeye
Tüm uzuvlarım bağırırken sen sen diye
Doğuştan sağır gibiydi hallerin
Nefessiz kalıncaya kadar bakarken arkandan
Gör beni de diye çırpınırken önünde
Sağır olduğunu düşündüm sonunda
Körmüşsün de aynı zamanda ben varken karşında
Ne yani şimdi mi başlayayım konuşmaya
Kızgın bir hemşire gibi dikilirken önceleri karşımda
Sus sus konuşma diye ellerin dudaklarımda
Her halim haykırırken dilsiz bir köle gibi
Zincirlerimi çekip de sarsarken beni
Bir iğne elinde sus sus diye bağırırken karşımda
Ne yani şimdi mi başlayayım konuşmaya
Heceleyerek mi konuşmalıydım karşında
Tek tek tane tane
Anlamak yerine anlatmamı bekliyorsun hala
Uzunca bir zaman pandomim oynamadım karşında
Ne idiysem oydum
Uzandığımda sana dokunmak
Ağzımı açtığımda seninle konuşmak isteyen
Ne yani şimdi mi başlayayım konuşmaya
Hadi ben başladım diyelim
Peki, sen hazır mısın dinlemeye
Anlamaya biraz da, bakmak yerine görmeye
Hazır mısın benim gibi değil
Ama benimle düşünmeye
Ne yani şimdi mi başlayayım konuşmaya

1 Şubat 2009 Pazar

Akıl tutulmaları

Hiç akıl tutulması yaşadınız mı? Bu durumda olan birinin ruheti haliyesini nasıl açıklarsınız? Bir çocuğa verdiğiniz kısa cevaplar bu olguyu açıklamakta yeterli olmayacaktır. Ama tanımı, açıklaması yapılamaz şeyler de benim pek hoşuma gitmez. Tıpkı karanlık gibi arkasında ne olduğunu göremediğim şeyler beni tedirgin eder. Belki de birçok insan benim gibi düşündüğü için derin duygusal ilişkiler yaşamakta zorlanıyorlardır. Bu yüzden mutlaka kendime bir açıklama yapabilmeliyim. Aslında yaptığım her açıklama sadece benim düşündüğüm şeyler olmayabilir. Ancak sizde gökkuşağını ilk görenin siz olduğunuzu ve bunu diğerlerinin de görmesi gerektiğini düşündüğünüz zamanlar yasamışsınızdır. Eğer gökkuşağının güzelliğini biriyle paylaşamayacaksam ne önemi kalıyor ki... Tıpkı iyi bir film izleyip hakkında hiç yorum yapamamak gibi...

İnsanlar tabii ki çeşitli nedenlerle akıl tutulması durumuna düşebilirler. Ama o nedenler burada konumuz dışında kalıyorlar biri dışında. Akıl tutulması denildiğinde benim aklıma ilk olarak âşık bir insan geliyor. Şimdi mantıklı nasıl bir açıklama yapabiliriz bu hale onu biraz irdeleyelim.

Bir tanım yapıyoruz bazen karşımızdaki ruh eşimizi tanımlarken "Beni tamamlıyor" diyoruz. Peki, bir şeyin tamamlanması için ne gerekir? Durun ben sizi çok yormadan söyleyeyim hemen; eksik olması. Diyelim ki böyle bir şeyi kendiniz için kabul ettiniz. Ya karşı taraf için! Bu bir zıtlık olmaz mı? Âşık olduğunuz kişide de bir takım eksiklikler olması kabul edilebilir bir durum mudur, kişi âşıksa? Âşık birey aslında kafasında bir imaj çizip ona âşık olmaz mı? Zaten aşkta bu imge bozulmaya başladığında kalkmaz mı ortadan? Mesela kız arkadaşınızın ağzının kokması çok mu abes ya da saçlarınızın artık o kadar da gür olmadığı gerçeği… Âşık olanlar bu tarz bilgileri ya atlarlar ya da kendileri için daha kabul edilebilir şekillere sokarlar. Çünkü aşkın algoritması hataları, eksikleri atlamak veya o bilgileri yeni şekillere sokmak üzere tasarlanmıştır. Diğer bir deyişle beynimiz – aklımız âşık olduğumuzda bir tutulma yaşamaya başlar ya da başlamalıdır.

Evet, burada yükselen sesleri duyar gibiyim. Ve evet eğer hala karşınızdakinde bir takım eksiklikler görüyorsanız tam olarak âşık değilsiniz demektir. Hiç bir insan mükemmel değil ve neyse ki bu değişmez bir gerçeklik. Filmlerde veya mitolojide rastladığımız süper kahramanlara bile mutlaka bir zayıf nokta yerleştiriliyor ki insanlar mükemmelliğin aidiyetinin kime ait olduğunu unutmasınlar. Burada akla direk gelen olguyu ben hemen belirteyim; Yüce yaratıcı. Ama bunun yanında birbirine âşık bir çiftin bireyleri de mükemmele yaklaşmış insanlardır, birbirleri için…

Sonuç olarak “Akıl tutulması” denilen şey çok da kötü bir durum değil (Eğer konumuz aşksa ki konumuz fazlasıyla aşka kaydı galiba…) İnsanın diğerlerinin kusurlarını örtebilecek, göremeyecek kadar akıl tutulması yaşaması normal hayatını çok da fazla etkilemiyorsa özlenmesi ve beklenmesi gereken bir durum. Akıl tutulmalarınız eksik olmasın diyerek bu konuya bir virgül koyalım. Belki daha sonra biraz daha derinlemesine inip daha iyi bir açıklama yapabiliriz...
Yanılsama / 2009 -2013