31 Aralık 2009 Perşembe

2010 - Tüm iyi dilekler için...

Zaman akıp gidiyor ve bizler dur diyemiyoruz. Aynı doğum günlerini olduğu gibi akıp giden zamanı gösterdiği için yılbaşlarını da sevmiyorum.Geçen sene Ankara’nın o soğuk havasında geçen o güzelim gece daha dündü sanki.

Tüm durduramadığımız zamana rağmen güzel dilekleri çağırmak adına iyi bir vakit. Başta sağlığın, tüm iyilik ve güzelliklerin peşimizden ayrılmadığı, mutluluğu aramak yerine mutluğun bizi bulduğu bir zaman dileğimle…

Tüm güzellikler bizimle olsun.


Senenin son gününde İstanbul tepelerinin üstünde güzel bir manzara...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Dönüş yolu


Lefkoşa - KKTC

İstanbul - Türkiye*

* İniş sırasında ışıkları kapatmayarak şu güzelim manzarayı fotoğraflamama mani olan pilotu esefle kınıyorum... :)

24 Aralık 2009 Perşembe

Kıbrıs ellerinde

Senin dilinde konuşulsa, insanları senin milletinden de olsa başka memlekette olmak zor. Kıbrıs topraklarındayım iki gündür. Her şey bir garip geliyor. Direksiyonlar sağda, trafik sağda, insanlarla sağda –ne onlar beni ne ben onları anlıyorum-, sokaklar bomboş (İstanbul’a göre değil gerçekten bomboş). Hatta otel bile bomboş. Gerçi bu akşam otelin neden –daha doğrusu neresinin- boş olduğunu anladım. Tüm millet kumarhanede yatıp kalkıyor sanırım. İğne atsan yere düşmeyecek. Sadece bir göz atmak için girdim ve girdiğim gibi de çıktım. Terasta ki yemek katında sadece iki - üç kişi vardı. Kafeteryaya indim sadece bir kişi var o da bilgisayar önünde internette.  Dedim çıkıp biraz dolaşayım. İnanın İstiklal caddesinin arka sokaklarında kimselerin olmadığı sokaklarda dolaşıyormuş gibi hissettim kendimi. Neyse uzun lafın kısası insanın memleketi gibisi yok… Bülbül altın kafeste ama ille de vatanım diyor yani…

19 Aralık 2009 Cumartesi

Hayatımın rengi

Sonbaharda kaybolması gibi
Yaprakların renginin
Hayatımın rengi de kayboluyor yavaş yavaş
Oysaki ne güz ne de kış mevsim
Dalların yapraksız çıplaklıkları gibi
Eksiltiyor hayatımın yok diyen yanı
Yok, olmadı ki hiç zaten

Çam iğneleri gibi kalıcı
Bazı hatıralarım
Hayatımın sertliğinde kastına batan
Oysaki rengi yeşil en azından
Çam ağaçlarının
Yılbaşında kesip saklamak için belkide
Yok, daha çok ertesi sabah ısınmak için

Kapkara bir dumanın sarması gibi şehri
Kış, güz olması gibi mevsimin
Kararıyor git gide hayatımın rengi
Oysaki renklendirme çabasıydı tüm anlamı
Hayatımın eksik yanları
Yan gelip yatmaya alışmış yorgunsuz
Yok, daha çok tembelsiz

Hiç anlamadığım modern sanat gibi
Karga burga hayatın dışı
Hayatımın şekilsiz yanı
Şekillerin şekilci tasası
Hayatımın boşluğu
Boşluğun şekilsizliği
Yok yok, daha çok şekilsizliğimin yalnızlığı

Bulanık görüşün yüzülür hali
Halin kovalanmış isteksizliği
Hayatımın rengi
Renksiz, kargacık, burgacık
Yalnızlığım
Dalların çıplaklığı gibi
Çıplaklığın rengi hayatım

15 Aralık 2009 Salı

Bulmaca; Resimdeki özürlüyü bulun..!

Yer: Istanbul metrosu Taksim istasyonu özürlü asansörü önü. Zaman: Dün akşam saatleri



Not: Bu resim çekildikten sonra farkeden 3-4 kişi "Aaa resmimizi çekiyorlar, hadi el sallayalım" diye aralarında şakalaşıyorlardı.

11 Aralık 2009 Cuma

İnanç

İnanç, tüm körlüğüne rağmen güneşin varlığını gösteren kanıtları anlayabilmektir.


3 Aralık 2009 Perşembe

Yabancı

Köyün girişinde durmuş suyun başında oturan yaşlı adama bakıyordu. Dayanamayıp yüzü o topraklarda yaşadığını kanıtlarcasına derin çizgi ve çatlaklarla dolu olan adama yaklaştı. Şehirden getirdiği kuru mizah anlayışıyla "Kredi kartı geçiyor mu amca?" diye sordu, bir sohbet başlatabilmek amacıyla. Yüzündeki sertlik bir anda ürkütücü gelen yaşlı adam gülümseyerek cevap verdi; "Güzel kız bu hangi diziden?" O ana kadar nerede olduğunu anlamamışçasına bakan kız bir anda irkildi ve geri çekildi. Yakıştırılan bu dizi karakteri maskesi onu rahatsız etmiş, bugüne kadar eleştirdiği o karakterlerden birine benzetilmek incitmişti. Sonra kendiside bunun iyi bir yöntem olmadığına hak verip tekrar denemek istedi.

Ancak çeşme başındaki sandalye boştu. Nasıl olurdu; daha şimdi buradaydı ve "ince esprisine" sağlam bir cevap almıştı o adamdan. Yine başladığı yere mi dönüyordu? Her şeyden kaçmasına neden olan o sinsi, kaba, kabul edilemez illet yeniden mi sarmıştı etrafını? Etrafında döndü usulca, kimselerin olup olmadığına bakmak için. Ama köyün girişi adeta Amerikan filmlerindeki terk edilmiş çöl kasabalarına benziyordu; ıssız ve çorak. Neyse ki köyün girişindeki çeşme sessizliği dağıtıp her şeyi değiştiriyordu. Düşüncelerinden sıyrılıp yeniden o ana döndü. Eski günlerini hatırlamak bile acı veriyordu artık. Terk edilmişliğin, yalnızlığın ve sonra onsuzluğun ruhunda bıraktığı izler biraz önce gördüğü yaşlı adamın yüzündeki çatlaklar kadar derindi. Ne zaman biri ona sarılsa, dokunsa sanki bu derin izleri hissedecek ve ondan tiksinecekmiş gibi korkardı...