17 Eylül 2009 Perşembe

Gitmek isteyenlere

Git
Gitmek istediğinde
Gel denmesini beklemeden
Yakınlara yollar çizmek için

Git
Düzeltilecek kırgınlıklar olduğunda
Özur dilenmesini beklemeden
Yakınlarda dostlar bulmak için

Git
Dostlar uzaklarda olduğunda
Sorgulanmayı beklemeden
Yakınların acılarını silmek için

Git
En yitik parçlarını bulduğunda
Aynada ki kırgın yüzü beklemeden
Yakınlarda kendini bütün kılabilmek için

Git
Tüm yollar yakınlara çıkmasada
Uzakları yakın kılabilmek
Yakınlarda kalabilmek için

Git
Ama dön sonunda mutlaka
Aynadaki mutlu yüzünü görebilmek
Yakınlarını mesafelere rağmen sevebilmek için

16 Eylül 2009 Çarşamba

Yakınlara yol...

Başlangıçlar için vedalar yaşar insanoğlu. Bu hep böyle olmuştur. Bir şeyi bitirmeden diğerine başladığınızda eksik kalır hep bazı şeyler ya da eskisinden anılar, hatıralar taşır sürekli. Fazlalıkları olur yeni başlangıçların hep, kurtulmak istenilen.

İşte, İstanbul öyle bir şehirdir ki, belirsiz aralıklarla yeniden başlamak gerekir onu sevmeye. Ama bu öyle bir başlangıçtır ki, bir gidişle başlamalıdır. Ne çok uzun ne de çok kısa ayrılıklar barındırmalıdır içinde. Dönüşünüzde daha bir tutku, bir aşk ve coşkulu bir sevda olmalıdır.

İstanbul öyle bir aşıktır ki, dışarı iter kimi zaman sevdiklerini. Mesafeler koyar araya, özlem serpiştirir zamana. İstanbul öyle bir şehirdir ki, yalnız seni dışlar tüm sevdiklerin içindeyken. Gidersin sen bu sevda şehri seni istemediğinde. Boynun bükük, üzgün, yorgun ve hatta kızgınsındır. Lanetler yağdırırsın, dönüp bakmak istemezsin arkana... Gidersin sadece, uzaklara gidersin... İstanbul öyle bir aşıktır ki, sen onu tutamazsın ellerinle, göremezsin gözlerinle hiçbir zaman. Hep sen severmişsin gibi gelir. O ise seni iten, uzaklaştıran gaddar ve kinci bir aşık. Öğrenemezsin hiçbir zaman tam anlamıyla, tanıyamaz ve anlayamazsın ne zaman ne yapacağını, nerede neyle karşılaşacağını...

İstanbul öyle bir aşktır ki, hep tek taraflı, platonik, ezici ve yorucudur. Bu yüzdendir sevdalılarının çokluğu. İstanbul bir sevdadır ki, gelip görüp, hissedip yaşamak gerekir...

Birkaç dakika sonra uçakta memleketimin semalarına doğru süzülüyor olacağım ben. Sanırım yaşlanıyorum ve yaşlandıkça da memleketimi daha çok özlüyorum (Her ne kadar orada doğup büyümemiş olsamda...) Bu yazın başında gidip bir iki gün kalabilmiştim sadece. Şimdi bayram süresince de orada olacağım için daha uzun süre kalabileceğim. Hem bizimkileri görmüş olacağım hem de İstanbul'dan ve içindeki birçok şeyden –kısa bir süre de olsa- uzaklaşmış olacağım. Kısacası gidiyorum... Yakınlara yollar bulmak, yakınlarda olmak için…

İyi bayramlar.

10 Eylül 2009 Perşembe

Sıkıldım

Eylül'ün sekizine dair yazmak istemedim ve yazmadım. Herkesin sıradan düşüncesine karşı belirli tarihler bende hüznü çağrıştırır. Dünün özel tarihi üzerineyse, hayatımın dördüncü on yıllık döneminin ilk günü de olması üstüne yazmak istedim. Ama ona da iş güçten fırsat bulamadım. Üstüne de İstanbul'da oluşan o sel ve akıl almaz bir şekilde ölen onlarca insan haberleri iyice allak bullak etti beni. Bir de memleketim için de görülmemiş boyutta yağış alacağı uyarısı gelince meteorolojiden; zaten gitmek istiyordum ama şimdi burada geçirdiğim günler iyice uzamaya başladı. İyice sıkıldım kısacası…

8 Eylül 2009 Salı

Sessiz Çıngırak

Durması gerekirken koştu akıl
Eşikte beklemesi gerekenken
Ayağı takılıp sendeleyendi akıl
Aşk düşmesin diye desteklerken
Ve aşk, kilitli kapının sessiz çıngırağı

Kilitli kapıya doğru koştu akıl
Eşikte beklemesi gerekirken
Çarptığında kapıya kırılandı gurur
Kaybolan geleceğin acısıyla
Ve aşk, kilitli kapının sessiz çıngırağı

Ayakta olması gerekendi adam
Dizlerinin üstündeyken düşünen
Akıldı kapıyı bulması gereken
Gerektiğinde beklemesini bilen
Ve aşk, kilitli kapının sessiz çıngırağı

Çılgınca koşmuştu akıl
Sevdasını bulmak hevesiyle
Nefisçe yönetilendi akıl
Sırası geldiğinde susması gereken
Ve aşk, kilitli kapının sessiz çıngırağı

5 Eylül 2009 Cumartesi

Geçmiş özlemiyle yanıp tutuşulan modern Ramazan’lar

Ne kadar doğrudur tam olarak bilmiyorum. Ancak böyle bir anlayışı günümüzdeki Müslümanlar ile kıyasladığımda çok doğru ve O'na yakışır geliyor. O ki teravih namazlarını camii yerine evinde kılan peygamber; camide kılarımda ümmetime görev olarak kalır diye korkan peygamber. İbadetlerinde yalnızlığı tercih eden de O, en ufak canlıya eziyet etmekten imtina eden de...


Bir de günümüz Müslümanlarına bakin. İbadetin en üste çıkması gereken aylarda herkes ayrı bir gezi merakında. Hadi Eyüp Sultan'a gidelim diye evden çıkılıp, oraya kadar gitmişken bir Feshane’ye de uğrayalım ile biten geceler. (Bu ibadete giderken yolda, trafikte harcanan uzunca saatler.) Sözde ibadet yapmaya gidip sıkışan trafiğin için de onca insanin ahını alan Müslümanlar. Bir insana zarar vermeniz için illa ki onu beddua seviyesinde kızdırmanız gerekmez. İstemeden buğz etse bile yeter. O'nun ümmetinin bunlardan ölesiye korkması lazım.


Şimdi diyeceksiniz ki bu da nereden çıktı. Önceki akşam ofisten evime neredeyse 2 saatte ulaştım. (Mesafe yalnızca 6,5 KM ve saat gece 10’du. Eve vardığımdaysa 12'ye geliyordu.) Hem de trafiğin aksi yönünde oturuyor olmama rağmen. Eyüp güzergâhında oturanlar ne yapmıştır bilmiyorum. Bu gece de aynı şey ve hatta neredeyse her gece, Ramazan ayı başladığından beri...


Sonuç olarak korkmak lazım ey dostlar. O'na layık olalım derken O'ndan uzaklaşmamak için. Korkmak lazım başkalarına zarar vermekten.