28 Haziran 2009 Pazar

Yaşama nedeni bulamayanlara...

Utancı tüm yaşamını kaplamış insanlar bile uğrunda yaşamaya değecek şeylere sahiptirler: Yaptıklarını düzeltmeye çalışmak gibi.

19 Haziran 2009 Cuma

Gecenin üçü

Gecenin üçü
İstanbullu uyuyor
Yıldızlı göğün altında
Bir ben ayakta
Bir de O belki

Gecenin üçü
İstanbul ayakta
Yıldızlı gece selam durmakta
Bir ben ah içinde
Bir de O belki

Gecenin üçü
İstanbul çığlık çığlığa
Yıldızların yansımasında
Ben O’nu görürken
O’da beni görmekte belki

* Benimle aynı İstanbul gecesinde yıldızları seyreden herkese...

16 Haziran 2009 Salı

Benim Ben

Sessizliğin sesi,
Karanlığın aydınlığı,
Yalnızlık bozucusu
Vicdanının gözüyüm ben.

Arkada bırakılmışların acısı,
Unutulmuşların hafızası,
Yalnız çoğunluğun arasında
Toplu vicdanın sağ koluyum ben.

Ciğerlerine dolan hava,
Gözlerindeki yaş,
Sevdanın içinde
Acının ta kendisiyim ben.

Kayıpların içinde bulunan,
Bulunmuşların arasında unutulan,
Yalancıların içinde
Doğruyu bağıranım ben.

Kendini saklayan,
Buradayım diye susan,
Kendini anlatamayan
Sadece benim ben.

13 Haziran 2009 Cumartesi

Sesli ve Sessiz Harfler

Tek tek harfler var tüm alfabelerde. Okunuşları, yazılışları farklı. Kimi zaman yanındaki harfe bağlı olarak sesi farklı, kimi zaman kattığı anlam. Bazen tek olarak anlam ifade eden bazen hiç bir anlam taşımayan. Ama sonuçta her birinin kendi kişiliği olan. Kimi zaman okunuşları farklılaştırıyor, kendinden geçiriyor insanı kimi zaman kişiliklerini zorluyor.

Türkiye'mizde de böyle; sesli ve sessiz harflerden oluşuyor alfabemiz. Alfabeyi bu iki grup olarak ele aldığınızda birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını görüyorsunuz hemen. Bir yönüyle baktığınızda; sesli harfler kendi başlarına varlıklarını sürdürebilirken, sessizler seslilere her zaman ihtiyaç duyuyorlar. Ancak diğer açıdan sesli harflerin durumu hep sabit, değişime kapalılar. Evet, onlarsız olmuyor diğer harfler. Sessizlerin bireysel varlıkları bile sorgulanabilir böyle bakıldığında. Ama hiç yalnız olmayan da sessizler, yalnız olmak istediklerinde bile. Okunuşlarını, seslerini istedikleri zaman değiştirebiliyorlar; bugün yanlarında E varken ertesi gün bir bakıyorsunuz İ oluyor. CE'den sıkılıyor hop CO oluveriyor, CO okunuşu çok yabancı geliyor hop CA olmuş, sonra yok diyor bu da karakterime aykırı, yani olmadı Cİ olup çıkıyor. Sonra yukarıdaki tezi çürütürcesine "Amannn!" diyor ben yalnızda olsam beni atlayamazlar ve şahsına münhasır bir şekilde C diyor kendine (Bakın sizde okudunuz.) İşte burada tüm tez çöküyor. Sessiz harfler bir anda özgüven abidesi olarak yüksek bir şekilde tek varlıklarını haykırıyor. Siz ne derseniz deyin fark etmiyor. Önlerini alamıyorsunuz, karşınıza çıkıyor ve siz tek olarak gördüğünüz B, C, D, F... ne kadar sessiz varsa okumak, seslendirmek zorunda kalıyorsunuz.

O burnu havada sesli harfler ne mi yapıyor o esnada. Ne yapacak? Sessizlerin yanındaki figüranlık, fon oluşturma, sesi tamamlama görevini yerine getiriyor. Sessizler alttan alttan ilerlerken, sesli olanlar meydan meydan gezip, mitingler düzenleyip, kendi büyüklük ve gerekliliklerini haykırıyorlar. Sonra bir otorite çıkıyor seslileri de kendi içinde bölüveriyor. Değiştirdim diyor bundan sonra harflerin okunuşunu: "E sen çık oradan I'yı koydum oraya." Daha kötüsüde var A'nın eskiden beri E'nin yerinde gözü vardı zaten; kısaltma okunacak hemen araya karışır, kırk yıllık KE bir anda oluverir KA.

Ah o otoriteyi bir yakalasam diyordur şimdi E. Onca senelik tahtı çekti aldı altımdan. Sanki tavuklarına kışt demişiz. Aslında E gerçekten de dürüst çocuktur. Kendisi için bir şey istemez. Tüm derdi çocuklardır, çocukların harfleri büyüklerinin öğrendiği gibi kolay öğrenmesidir. Ayrıca son bir çağrısı da vardır bizim iyi çocuk E'nin. Derki kendisi benim aracılığımla: "Ne otoriteleri kale alalım ne de bölünelim kendi içimizde. Hadi gelin bir, birlik, birlikte mutlu olalım yeniden." Bu arada tek harflik alfabesi olanlar. Size toptan geçmiş olsun...

9 Haziran 2009 Salı

İstanbul hep güzel

Sabahın saat 6'sı... Caner'le yeni çıkmışız bir müşteriden. Hava o kadar kapalı ki biraz içim sıkılmadı desem yalan olur. Ama İstanbul işte, her haliyle güzel... Bizi taklit edercesine bir gözünü açarak uyanıyor, biz birazdan gidip sıcak yataklarımızda uyukuya dalacakken. Sabahın saat 6'sı, elimizde yeni demlenmiş sıcacık çaylarımız oturuyoruz güzel İstanbul'umun eşsiz boğaz manzarasına karşı...

5 Haziran 2009 Cuma

Kim?

Beklediği sonuçla karşılaştığında şaşırmak sadece ahmaklara has bir özelliktir!