31 Mayıs 2009 Pazar

Geçmişe dönüş

Evet, geçmişe dönüş ama tahmin ettiğinizden de eskiye... Belki iki ayağımızın üstüne yeni kalktığımız dönemlerden bahsediyorum. Hayır, bebeklik dönemimizden de bahsetmiyorum. Bir kaç milyon yıl öncesini döşünün…

Malum yaz geldi ve yine havalar ısındı. Homosapiens ("akıllı adamlar" veya "bilen adamlar") yine kendini attı her bulduğu yeşil alana. Kah otoban kenarındaki çim alan, kah ormanlarının derinlikleri (İşi çiftçilik olduğu için kırsal alanlarda dolaşanları ayrı tutuyorum.) Tabii bu sezonun açılması ile birlikte son birkaç yılımızın yaz kâbusu da geri döndü; keneler.

Birçok yerde kene ile ilgili uyarılar var. Korunmak için neler yapılması gerektiği, beyaz ve vücudu kapatan kıyafetler tercih edin gibi öneriler ortalıkta dolaşıyor. Ancak benim en hoşuma giden öneri insanların kendi vücutlarını araştırma önerisi. Uzmanlar; insanların kendi vücutlarını araştırmalarını öneriyor. Ayrıca vücutlarının göremedikleri yerlerini ve yaşlılar ile çocuklar gibi kendi vücutlarını araştıramayacak olanları da diğerlerinin araştırması gerektiğini belirtiyorlar.(Günümüz vücutlarımızı gösteren ve birbirini inceleyen bir resim bulamadım. Ama aşağıdaki resimde bu öneriyi açıklamak için yardımcı olur sanırım.) Bu gerçektende bana geçmişi hem de çok çok eski geçmişi hatırlatıyor... Siz ne dersiniz bu gerçektende bir geri dönüş olabilir mi? :)



27 Mayıs 2009 Çarşamba

Yanılsama

Etrafımdaki duvar beni içeriye değil, diğerlerini dışarıya hapsediyor!

26 Mayıs 2009 Salı

Çocukluğum

Gökkuşağından kaydıraklarımız vardı çocukluğumuzda
Alabildiğine yakın dostluklarımız sokaklarda
Birinin eli kanadığında edindiğimiz kan kardeşlerimiz
Kavga ettiğimizde bizi barıştıracak annelerimiz vardı
Anlaşmazlıkları çözümleyecek maçlarımız vardı birde
Sabahtan akşama peşinde koştuğumuz plastik toplarımızla
Kırabileceğimiz oyuncaklarımız, paylaşabilecek misketlerimiz
Toprağa öylesine uzanabilecek kıyafetlerimiz vardı
Okuldan kaçtığımızda gideceğimiz sahalarımız
Sahalarımızda kırabileceğimiz potalarımız vardı
Kırdığımızda bize kızan, ama yinede onaran yöneticilerimiz
Sıcakcık ilişkilerimiz vardı mahallelerde
Birinin burnu kanasa birlik olacak komşuluklarımız
Kimsenin aç yatmadığı akşamlarımızda
Suyu bol çorbalarımız vardı sofralarımızda
Bolca vaktimiz vardı dostlarımızla konuşacak
Dostlarımızın bize yardım edecek güçleri
Paranın değerini ölçemedik hiç borç isteyerek
Borç isteyecek duruma düşürecek dostlarmız olmadı
Sahi bir de mahalle bakkalımız vardı köşe başında
Aldıklarımızı defterine yazarken kimlik sormayacak
Karakolumuz vardı büyüklerimizin çay içmek için uğradığı
Gençlerin hatırlarını soran bekçilerimiz gecelerde
Silahları gözüktüğünde mahçup olan kabadayılarımız
Sokaktaki çocuklarımızın başını okşayacak abilerimiz
Aşklarımız vardı kolayca itiraf edebildiğimiz
İtiraflarımızda ödüllendirildiğimiz dürüstlüklerimiz
Mutluluklarımız vardı kısacası zorlukların yanında
Gökkuşağından kaydıraklarımız vardı çocukluğumuzda

6 Mayıs 2009 Çarşamba

İnsan insanın kurdudur*

İlk cinayetten beri bu böyle... Kabil Habil'i öldürdüğünden beri yani... Ama o günden bugüne çok şey değişti. Bir grup insan diğer bir grup insanın köyünü, evini, mahremini basıp katliyamı bile aşan işler yapabiliyor artık. Bunda kadın, erkek veya çocuk ayrımı yapmadığı gibi daha gün yüzü görmemiş annesinin rahmindeki bebekler bile öldürülebiliyor. Üstüne üstlük bir de bunları yapanların içinde de çocuklar var (Ne kadar çocuk denebilirse artık.) Din, ulus savaşları gördük, okuduk. Terör, töre cinayetlerine de alıştık, alıştırıldık artık. Namus cinayetleri ise zaten sıradan. Peki bunu hangi kefeye koyacağız. Allah'ım nasıl bir ülke, nasıl bir topluluk olduk! Şaşkınlık, şaşmışlık, şaşırmışlık... Sapkınlık, sapıklık ne ararsan etrafımızı sarmış durumda. Tahammülsüzlük en üst seviyede herkeste... Bunların ışığında bir kez daha geçmişin güzel sözleri geleceğimizi yansıtıyor sanki: İnsan insanın kurdudur.*

*Thomas Hobbes